Nereye gidersen git bir şehrin özlemini içinden atamıyormuşsun. Zaman ağlarını ilmek ilmek örmeye devam ederken bir anda özlemi içine işleyebiliyormuş. Kolay değil sevdiğin şehirden ayrı kalmak. Bazen bir şarkının notalarında bulursun onu tam da kalbinle eş zamanlı ritim oluşturmaya başladığı an. O an her bir hücren bir tarafa dağılır sanki çünkü özlem içini yakıp kavurur. Tam da o an ahşap ve macunu dökülmüş pencerenin önünde bulmak istersin kendini. Sadece tekrar ve tekrar kendini o ritimde kaybetmek için. Veya zaman kristal ağlarını örmeye devam ettiği sürede sen tam bir noktada anlamsızlaşmak istersin. Bazen zordur bu duygularını yenmek. Kendini yatıştırmaya çalışırsın ama bilirsin ki geçici bir uğraştır bu. Benliğin yine o özlemi çekicektir çünkü. Daha farklı zaman kalıpları yapılandırmaya başlar bir süre sonra seni. Artık bir şehrin değil bir ülkenin özlemini çekmeye başlarsın. Sabah uyandığında dilini tam da bilmediğin o seslerin arasında uyanmak istersin. Bir kerede güneşin doğuşunu, bilmediğin bir ülkede görmek istersin. Aydınlık ve serin her pazar gününü belkide adını bile tam söyleyemediğin bir avm'nin floresan ışıkları altında geçirmek istersin. Bir anlamı yoktur bunların belki de bir anlamının olması gerekmez. Öyle istemişsindir ve olmuştur işte. Başta bir yalnızlık duygusu hakim ve egonun senden bağımsız bir şekilde kendini kabul ettirmene odaklı girişimlerde bulunduğu bir sürecin içinde bulursun kendini bunları yaşarken. Yavaş yavaş alışmaya başlarsın çevrendeki her bir yeni şeye. Ama sudaki halkalar gibi genişleye genişleye yayılır insan. Anlam veremezsin hissettiklerine çünkü bu sefer kendi içinde olan adını tam da koyamadığı bir şeyin özlemini çekmeye başlarsın. Herbir şey contası gevşemiş bir musluk damlası gibi israfken, kabarıp okyanuslara ulaşan bir çağlama halini alır zamanla. Şehrinin değil içinin sokakları denize çıkar bu sefer. Duvarları beyaz boyalı çiçek kokan dar sokaklardır bunlar. Ve insan bu süreçte çoğunlukla ağlama hali alır. Bir bakarsın ki günün, ayın, yılın ve hayatın sonuna gelmişsindir. Sonra anlarsın ki kafana taktığın, eleştirdiğin, eleştirildiğin, eksik kaldığın, mahrum bıraktığın her şeye kahkahayla gülmek varken yaşamını pürüzleştirmişsindir. Birini kafanda onlarca parçaya ayırsan ya da alıp içine soksan da o hayatının kumandası senin elinde bir vaziyette varlığını sürdürmeye devam edecektir. Ama sen kendin dışında kimse için elzem değilken bunu yapmışsındır. Yetişemezsin. Dakikalar saniyeye dönüşmüşçesine büyümüştür senin için. Ama bilirsinki artık iyileşmek, pürüzsüzleşmek demek değildir senin için. Bir yeri ağrıyorsa hayatının; bir şehrin veya ülkenin deliklerine sığınma yoksa sahibi olduğun evlerin mültecisi, kiracısı olduğun her molanın efendisi gibi hissedersin kendini.
Ama...
Ben bir nevi münzeviyim, kaçtığım yerlerin ismi yok; ama buraya ‘Beyaz’ dedim.
Yarınınızın, bugününüzden daha iyi olması dileğiyle, hoşçakalın...