ALMANYA’DA RAMAZAN...

Abone Ol
İslam aleminin en güzel ve en bereketli ayı olan bir Ramazan ayını daha geride bırakıyoruz. ilk kez Türkiye’nin dışında ramazan ayını geçiriyorum. Almanya’ya geldiğimde ibadetimi yerine getirmekte zorluk çekme kaygısnı taşıyordum; lakin çok şükür bu kaygımı çabuk üzerimden atlattım. Almanya’da bulunduğum şehirde 20 Cami bulunmakta ve insanlar özgürce ibadetlerini yerine getirmektedir. Bulunduğum şehirde camilerin minareleri yok ve ezan sesinin dışarıya verilmesi yasak; ama bu hiç de sorun değil ibadetlerin yerine getirilebilmesi için, zaten önemli olan dışın değil, için işlev görmesi değil mi. Bugün birçok yerde şaşaalı görselliğiyle camiler var; ama bu camilerin içinde ibadetlerinin özgürce yerine getirilmesi yasak. Bugün İstanbulda Sultanahmet Camisi, Süleymaniye Camisi, Fatih Camisi, Edirnede Selimiye Camisi ve Bursada Ulu Cami dış görünüşleriyle ün salmışlar ve dışarıya görünüşleriyle ahenk vermekteler. Peki bu camilerin içlerine baktığımızda yani işlevlerine baktığımızda nelerle karşılaşıyoruz, kendi adıma söyleyeyim ben bu camilerde istediğim feyizi alamadım bir türlü ve hatta defalarca bu camilerden günahkar da çıkmış olabilirim; çünkü bu camilerde ibadet daha çok milliyetçilik üzerine yapılıyor, ümmet kelimesinden çok millet kelimesi geçiyor ve sıkça milliyetçi bir siyaset yapılıyor. Bu camilerde ümmetin bekasından çok milletin yüceliği ve şanı için dua ediliyor ve sanki islam dini tek bu millete gönderilmiş gibi hareket ediliyor. İmamlar merkezden gelen bir kağıda bağlı kalıyor ve doğruları söylemeye yanaşmıyorlar, mazlumun dertlerini kendi dertleri olarak görmüyorlar ve dahası mazlumun tarafını tutacaklarına zulmün tarafını tutuyorlar; oysa islam dini mazlumun yanında olmayı ve zulme karşı durmayı emreder.
Hal böyle olunca insan nasıl aradığı feyzi bu camilerde bulsun ki. Müslümanım diyen bir ülkenin görsellikte üzerine yok diyeceğimiz camilerinde bulamadığım feyzi, Almanyada dış görsellikten uzak normal evleri andıran camilerin birinde buldum. Dikkat ederseniz camilerin hepsinde buldum demiyorum; çünkü burada da Türkiye’de olduğu gibi bazı camilerde işlev aynı. Özellikle Türkiye Diyanet Vakfının yurt dışında açtığı camilerde yine Türkiye’deki gibi sistem işliyor. Burada amacım kesinlikle diyaneti karalamak değil, tamamen sistemin yanlışlığı ve islamiyetin kesinlikle buna yer vermediğini belirtmek ve böylece islamiyetin aslında istenildiğinde çok güzel bir şekilde yaşanılabileceğini belirtmektir. Şimdi de feyiz bulduğum ve camiye giderken bugün de günahkar olarak çıkma endişesi taşımadığım camiden söz edeyim; ibadetimi yerine getirmeye çalıştığım caminin cemaati çok renkli ve çok dilli olduğu için vaaz ve duaların anlaşılabıleceği dillerde yapılıyor. Sırayla Arapça, Kürtçe, Türkçe ve yeri geldiğinde farklı dillerden de vaaz yapılıyor, böylece hem mesaj iletilmiş olunuyor hem de kimsenin dili geri plana atılmayarak gönüller huzur içinde bırakılıyor. Camide bir de Kuran-ı Kerimi Arapça anlamayanlar için Kürtçe, Türkçe, Almanca ve İngilizce’ye çevrilmiş Kuran-ı Kerim mealleri bulunmakta. Cami cemaatinde her kıtadan müslüman bulunmakta ve millet yerine ümmet için dua edilmekte. Zulmün yandaşı olmaktan kaçınilmakta ve mazlumun dostu olmaya yanaşılmaktadır. İftar saatinde caminin zemin katında yapılmış olan yaklaşık 200 kişilik yemekhane mevcut ve farklı dil, renk ve kültürden insanlar bir arada oturup güzel duygular içinde iftarlarını açıp yemeklerini yemekteler. İşte bu farklılıkların bir arada olup, eşit haklarda özgürce ibadetlerini yerine getirmekten olacaktır buradan feyiz aldığım. Onun için önemli olan dışın şaşaalı olması değil, için işlevselliğidir, diyorum.
 
            REFERANDUM ÜZERİNE
 
Bayramdan hemen sonra referandum olacağından referandum üzerine de bir şeyler söylemek istiyorum. Bilindiği gibi 12 Eylülde yapılacak referandumda üç kulvarda yarışılmakta. Bunlar Evetçiler, Hayırcılar ve Boykotçular. Hayırcılar üzerine değinmeyeceğim; çünkü sırf muhalefet için yapıldığı apaçık ortada. Asıl üzerinde durulması gerekenler Evet ve Boykot grupları. İktidar olan AKP, Evet için hummalı bir çalışma yürütüyorken, Boykot diyen BDP ise özellikle Doğu ve Güneydoğuda AKP’nin hummalı çalışmasından aşağı durduğu yok. Köşemde fazla yerim kalmadığı için 12 Eylül Referandumunun ayrıntılarına girmeyeceğim ve önemsediğim bir konu üzerinde duracağım. Bilindiği gibi BDP, tümden değişmesi gereken, Kürtlerin haklarının verileceği bir anayasa için ancak sandığa gidileceğini ve bunun için de bu referanduma ne Evet ne de Hayır; yani Boykot diyor. Bu bir siyasi partinin belirlemiş olduğu politika dolayısıyla BDP’ye oy vermeyen Kürtlerin bunu saygıyla karşılamaları gerektiğine inanıyorum. Yalnız burada özellikle altını çizmek istediğim bir nokta var, evet BDP’ye oy vermeyen Kürtlerin, BDP’nin bu kararına saygı göstermesi gerektiğini söylüyorum; yalnız aynı şekilde BDP’nin de sandığa gidecek Kürtlerin kararlarına saygıyla ve demokratik bir şekilde yaklaşması gerektiğine inanıyorum; aksi takdirde Kürtler arasına ekilmek istenilen fitne tohumlarının çok rahat bir şekilde ekileceği endişesini taşıyorum. Yanlış anlaşılmasın BDP’nin sandığa gideceklere karşı saygılı olmadığını söylemiyorum, elbette ki demokratik bir parti ve görüşlere saygı göstermektedir; yalnız seçimde BDP’nin adı kullanılarak provakatif eylemler yapılabilir kaygısını taşımıyor da değilim, onun için Kürtlerin başkalarının oyununa gelmemesi gerektiğini ve isteyenin istediği gibi referandum kararını vermesini umuyorum.
 
 
Son olarak; siz değerli Batman Çağdaş okurlarının ve tüm islam aleminin mübarek Ramazan Bayramını şimdiden kutlar, hayırlara vesile olmasını Cenabı Allahitan niyaz ederim...