1970’li yıllardan bu yana çevremizdeki ülkelerde olup bitenlere baktığımızda dersler çıkarmamız gerektiğini sanıyorum.
Bu öylesine gelişmiş bir duygu değil, verilerde bunu göstermektedir. İran İslam Devremi ile başlayan süreçten günümüze kadar İran, Irak, Afganistan ve Türkiye’de olup bitenlerin biraz geniş çerçevede incelenmesi durumunda ön Asya veya Ortadoğu toplumlarının neden çatışmamaları gerektiği de ortaya çıkacaktır.
Kendi iç sorunlarını çözememe durumunda nasıl bir akıbetle karşılaşacaklarının örnekleri ile dolu bir tarihi süreç yaşandı ve yaşanıyor hala.
Vietnam, ABD ve Müttefikleri için bir bataklığa dönüştü. Yüz binlerce insanın canı pahasına.
Süper güç yenilgiyi tattı. Ardından Afganistan’da diğer süper güç olan Ruslar boylarının ölçüsünü aldılar. Aldılar almasına ama sonuca baktığınızda arenaya dönüşen coğrafyalar kaybetti hep.
Ruslar Afganistan’ı kendi nüfuzları altında tutmak için iç karışıklıkları da bahane ederek 27 Aralık 1979 tarihinde Afganistan’a girdiler. Burada sürdürdükleri on yıllık savaş sonucunda da 15 Şubat 1989 ( 15 Aralık 1989 diyenlerde var) tarihinde bu ülkeden ayrıldılar.
Hindikuş dağları onların sırtlarını yere indirmeye başarmıştı. On yıllık Afganistan mücadelesi Rusya için milyarlarca dolarlık maddi ve en güçlü ordusunun 15.000 kayıp vermesi ile sonuçlanmıştı.
Bu kayıpların yüksekliği karşısında alınan bedelin de ucuz olduğunu düşünmeyin sakın. Büyük fedakârlıkların yanı sıra Afgan halkı 1 milyondan fazla insanını kaybetti. Aslında Afganistan’da kaybedilen sadece bir milyon insan değildi. Kaynaklar tar umar edildi. Halk birbirine düşürüldü ve savaşın acıları yıllarca sürmeye devam etti.
Afganistan serüveni bununla bitmedi. Rusların bıraktığı miras yüzünden bu kez 7 Ekim 2001 tarihinde El kaide ile mücadele adı altında ABD güçleri Afganistan’ı işgal etmeye başladılar. On yıllık Sovyet işgalinden geriye kalan yüz binlerce dul ve yetim, tamamen harap olmuş bir alt yapı ve perişan bir ülkeden geriye kalanlar ise ABD’nin insafına kaldı.
Ve Afganistan 27 Aralık 1979 tarihinden bu yana bir türlü huzur yüzü görmedi.
İran-Irak savaşının da aynı dönemlerde başladığını ve bittiğini hatırlatmadan geçmek olmaz. Bu savaşta da her iki ülke bellerine düzeltemeyecekleri düzeyde kayıplar vermiş ve acı çekmişlerdi.
Ardından Irak’ın Kuveyt gerekçesi ile işgal edilmesi ve bugüne kadar devam eden süreçte 1.600 binden fazla insanın yaşamını kaybetmesi bu kapsamda ele alınması gereken sonuçlardır.
Ana haber bültenlerinde her gün onlarca insanın yaşamlarını kaybettiklerine dair görüp duyduğumuz olaylar hala devam ediyor. İşgal hala sürüyor.
Yaşanan savaşların buralarda yaşayan ya da adı yaşam olan şeyden nasıl etkilendiğini varın siz düşünün.
Savaşın sürdüğü yerlerde kötülükler adına her şey var. Taciz, tecavüz, hırsızlık, cinayet, baskı, insan ticareti, gasp velhasıl aklınıza gelecek ne türde kötülük varsa hepsi var. Ne din, ne ırz, ne milliyet, ne de başka bir şey koruma altında değil. Her şey talan ediliyor.
Bir söz ;”Lider acı tablolar ortaya çıkmadan bunları fark edendir” diyordu. Bu örnekler bize göstermektedirler ki buralarda yaşananlar başımıza gelmeden gerekli tedbirleri almamız lazım.
İran, Irak, Afganistan devletlerinin başında bulunanlar da güçleri ile övünüyorlardı. Doğrudur güçlüydüler ama o güçleri ülkelerine ne kazandırdı?
Ayaklar altına alınan namuslarını kurtarabildi mi?
Memleketlerinin tar u mar edilmesini önleyebildi mi?
Milyonlarla ifade edilen insanlarının yaşamda kalmasını sağlayabildi mi?
Çok değer verdikleri dinlerini korumalarına sebep olabildi mi?
Açlığa, yaralara, perişanlığa çare olabildi mi?
Bu soruları uzatmam mümkün ancak bu kadarı bile varmak istediğim sonuç için yeterlidir sanırım.
Newyork Times gazetesi son olarak yayınladığı bir haberde Afganistan’da zengin maden yataklarının bulunduğunu söylemiş. Haberin bir paragrafı şöyle; “Amerikalılar Afganistan'da aralarında demir, bakır, altın, kobalt ile lityum gibi kritik sanayi metallerinin bulunduğu yaklaşık 1 trilyon dolar değerinde maden kaynağı keşfettiler.”
Irak ve Kuveyt’te petrol, Afganistan’da maden, İranda zenginleştirilmiş uranyum ve Türkiye’de de yakında “Su” yatakları derlerse şaşmamak lazım.
Hazır yol yakınken herkes yanlışlarını görüp iç sorunu içte çözümleyemeye çalışırsa bu memleket için hayırlı bir iş yapacak sanırım.