28 Şubat’ta İsrail’in rolü
Geçen yıl yüksek lisans makalem için hazırladığım ve Batman Çağdaş’ta yayınlanan “Türkiye-İsrail İlişkileri” yazının Türkiye gündemi nedeniyle bir bölümü olan “Türkiye-İsrail İlişkileri Bağlamında 28 Şubat Postmodern Darbe” tekrar yayınlıyorum. Bir yıl önce ki analizlerim bugünlerde Türkiye’nin gündemi...
Türkiye-İsrail İlişkileri Bağlamında 28 Şubat Postmodern Darbe
Türkiye’de laik kesim başta olmak üzere İsrail ve Amerika'nın İslamcı bir partinin iktidarda olma rahatsızlığı her geçen gün artarken dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir'in dediği "Demokrasiye Balans Ayarı" vakti de 28 Şubatla gelmiş bulunuyordu. Çünkü ordu, demokrasiye balans ayarı vermek istediği bahanesini bulmuştu. O da Ankara’nın Sincan ilçesinde düzenlenen "Kudüs Günü" etkinliğiydi. Aslında on yılı aşkındır Türkiye’nin hemen her yerinde kutlana gelen bir rutin "Kudüs Günü" Erbakan'ın başbakan olmasından dolayı basında çok farklı yansıtıldı ve postmodern darbeye zemin hazırlatıldı.
Türkiye’de her yıl olduğu gibi o yıl da Ramazan ayının son Cuma'sı olarak ilan edilen "Dünya Kudüs Günü" 31 Ocak'ta Sincan'da yaklaşık 500 kişinin izlediği bir toplantıyla kutlandı. Gecede Kudüs ve Filistin meselesi ele alınmış ardından da İran Büyükelçisi M. Rıza Bagheri ve Sincan'ın Refah Partili Belediye Başkanı Bekir Yıldız birer konuşma yapmıştı. Ertesi gün Türk Medyası bu gece için "Şeriat Provası" manşetleri ile okurlarının karşısına çıktı ve postmodern darbeye giden süreci hızlandırmış oldu.
Sincan'ın Belediye Başkanı Bekir Yıldız, İçişleri Bakanı Meral Akşener tarafından 3 Şubatta görevden alındı ve Ankara DGM tarafından tutuklandı. İran Büyükelçisi Dışişleri Bakanlığına çağrılarak protesto edildi. 4 Şubat günü 15 tank ve 20 kariyer, Sincan ilçesinden geçerek hükümete gözdağı verdi.
Sincan'ın Belediye Başkanı Bekir Yıldız, İçişleri Bakanı Meral Akşener tarafından 3 Şubatta görevden alındı ve Ankara DGM tarafından tutuklandı. İran Büyükelçisi Dışişleri Bakanlığına çağrılarak protesto edildi. 4 Şubat günü 15 tank ve 20 kariyer, Sincan ilçesinden geçerek hükümete gözdağı verdi.
24 Şubatta İsrail'e giden Genelkurmay Başkanı Karadayı 27 Şubatta Türkiye’ye döndü ve ertesi gün Türkiye tarihinin en uzun MGK toplantılarından olan ve bundan sonraki siyasal ve sosyal gelişmeleri belirleyen 8 saat 45 dakikalık MGK toplantısı yapıldı.
MGK toplantısında alınan kararlar tamamen siyasete müdahaleydi ve bu müdahale Türkiye tarihinde "Postmodern Darbe" olarak kayıtlara geçti.
MGK toplantısında alınan kararlar tamamen siyasete müdahaleydi ve bu müdahale Türkiye tarihinde "Postmodern Darbe" olarak kayıtlara geçti.
Ordunun baskısı altında siyaset üretmeye çalışan RP 28 Şubattan sonra artık siyaset yapamaz duruma geldi. Baskılar her geçen gün artarken İsrail ile yeni anlaşmalar da tüm hızı ile devam ediyordu. Çevik Bir'in 1997 Nisanında İsrail'i ziyaret ediyor ve bu ziyaretin amacı ise Türkiye-İsrail ve Amerika arasında gerçekleştirilmesi düşünülen ilk askeri tatbikattı. Çevik Bir, Türkiye'ye döndükten sonra bu tatbikat için tarih ve çalışmalara başlarken bu sefer sadece imza ve onay memuru vazifesine düşen başbakanlıktan imza ve onay çıkmadı. Başbakan Erbakan bir taraftan ordu baskısına maruz kalırken öbür taraftan da İsrail ile yapılan çalışmalardan dolayı seçmenleri tarafından büyük tepkilere maruz kalıyordu ve bu seçmenlerin tepkisini dindirmek için askeri tatbikat anlaşmasına yanaşmayıp imza atmadı.
Askeri tatbikata imza atmayan Erbakan karşısında Ordu, baskısını çok arttırdı ve sonunda Başbakan Erbakan 18 Haziran 1997'de Çankaya Köşkü'ne çıkarak Cumhurbaşkanı Demirel'e istifa mektubunu sundu.
Askeri tatbikata imza atmayan Erbakan karşısında Ordu, baskısını çok arttırdı ve sonunda Başbakan Erbakan 18 Haziran 1997'de Çankaya Köşkü'ne çıkarak Cumhurbaşkanı Demirel'e istifa mektubunu sundu.
Erbakan'ın istifasıyla Refah-Yol dönemi kapanmış oldu. Refah-Yol iktidarından sonra Mesut Yılmaz Başbakanlığında ANASOL-D Hükümeti iktidara geldi ve böylece laik kesim başta olmak üzere Ordu ve İsrail de rahatlamış oldu. Yeni Hükümetin Dışişleri Bakanı İsmail Cem, İsrail ile siyasi ve askeri ilişkiler konusunda güvenceler veriyordu. Dışişleri Bakanı Cem Türkiye'nin Ortadoğu'da çok önemli bir denge unsuru olduğunu belirterek İsrail ile ilişkilerin iyi yönüyle süreceğini ifade ediyordu.
Yeni hükümetin İsrail'e yönelik iyi yönlü mesajları Amerika'daki etkinlikleri ile bilinen Yahudi Lobileri tarafından da cesaretlendiriliyordu. Bu cesaretlendirme örneklerinden bir tanesi de henüz 4 aylık Başbakan olan Mesut Yılmaz'a Amerika'da İsrail ve Yahudi karşıtlarıyla mücadele amacıyla kurulmuş dünyanın en etkin Yahudi kuruşlarından "Anti Defamation Leaguge(ADL)" tarafından "Seçkin Devlet Adamı" ödülü verilmesiydi.
ANASOL-D hükümetinin iktidarıyla Türkiye-İsrail ilişkilerinin sıcaklığını fırsat bilen İsrail 22 Aralık 1997'de Türkiye'ye İsrail Savunma Bakanı ile birlikte üst bir heyet gönderip ilişkileri daha arttırmanın ve de Erbakan döneminde yapılamayan askeri tatbikatın yapılması görüşmelerini yaptılar. Görüşmeler nihayetinde 1998 yılının hemen başında 5 Ocak'ta, daha öncesinde iptal edilmiş olan bu askeri tatbikat büyük bir şov ile yapıldı. Bu askeri tatbikattan dolayı İKÖ (İslam Konferans Örgütü) toplanmış ve de Türkiye-İsrail ilişkileri sert bir dille eleştirilmişti.
Türkiye ile İsrail arasında askeri ve güvenlik yönü ağır basan ilişkilere ekonomik boyutlar da kazandırmaya yönelik girişimler bölge ülkeleri tarafından da yakından izleniyordu. El-Hayat Gazetesi 14 Şubat 1998 tarihli sayısında Irak Ekonomi Uzmanı Abdulhamid el-Kifai Türkiye-İsrail ilişkilerinin ekonomik boyutunu incelediği yorumunda şu ifadelere yer veriyordu: "İsrail, Türkiye'ye teknik ve elektronik alanlarda yardımda bulunurken, Türkiye de İsrail'e hammadde yardımında bulunuyor. Bu iki ülkenin ticari bağlantısında İsrail'in satıcı ve karlı çıkan taraf olduğu görülüyor. Öte yandan İsrail, Suriye, Irak ve İran'ı kendine düşman olarak görmektedir. İsrail, Türkiye'nin komşu ülkelerle olan su, toprak ve İslamcı akımlarla, ayrılıkçı Kürtleri destekleme konusundaki ihtilaflarından istifade ediyor. Bu nedenle aralarındaki stratejik işbirliği nedeniyle Türkiye'ye ekonomik yönden yardımda bulunuyor. Güvenliği kuvvetlendiriyor. İsrail bütün bunları, bölgenin güvenliğini sağlaması hesabıyla yapıyor”.
Türkiye-İsrail ilişkilerinin her geçen gün daha da artıp farklı boyutlar kazanmasıyla Orta Doğu ülkelerinin dışında AB tarafından da dikkatle izleniyordu ve bu ilişkilerin bazı boyutları farklı gerekçe ve ifade ediş biçimiyle kabul görmüyordu.
21 Ağustos 1998 tarihinde gündeme gelen bir olay Avrupa Birliği'nin Türkiye-İsrail işbirliğine bakışını yansıtması bakımından dikkat çekicidir.
"İsrail, Türkiye'nin AB ile gümrük birliği ilişkisinin avantajlarından yararlanarak kendi mallarının Türkiye üzerinden AB ülkelerine satılması önerisi getirilmişti. Türkiye ve İsrail, bu öneri çerçevesinde İsrail mallarının AB pazarlarına girişi için Brüksel'e başvuruda bulunmuşlardır. Ancak bu başvuru 21 Ağustos 1998'de Brüksel tarafından reddedildi. Reddetme gerekçesi ise "Türkiye 1999 başından itibaren Pan-Avrupa kümülasyon sistemine dahil edilecek. İsrail ise Akdeniz kümülasyon sistemine alınacak. Ayrı sistemlerde yer alacağınız için şu anda işbirliği yapmamız erken. Birkaç yıl sonra tekrar iki sistemin nasıl işbirliği yapacağı gündeme geldiğinde bu öneriniz yeniden incelenebilir."
Bu da AB'nin Türkiye ile İsrail'e ayrı ayrı konumlar biçtiğini ve şu an ki Türkiye-İsrail ilişki biçiminin AB tarafından uygun görülmediğini gösteren diplomatik bir mesaj olarak algılanabilir.
21 Ağustos 1998 tarihinde gündeme gelen bir olay Avrupa Birliği'nin Türkiye-İsrail işbirliğine bakışını yansıtması bakımından dikkat çekicidir.
"İsrail, Türkiye'nin AB ile gümrük birliği ilişkisinin avantajlarından yararlanarak kendi mallarının Türkiye üzerinden AB ülkelerine satılması önerisi getirilmişti. Türkiye ve İsrail, bu öneri çerçevesinde İsrail mallarının AB pazarlarına girişi için Brüksel'e başvuruda bulunmuşlardır. Ancak bu başvuru 21 Ağustos 1998'de Brüksel tarafından reddedildi. Reddetme gerekçesi ise "Türkiye 1999 başından itibaren Pan-Avrupa kümülasyon sistemine dahil edilecek. İsrail ise Akdeniz kümülasyon sistemine alınacak. Ayrı sistemlerde yer alacağınız için şu anda işbirliği yapmamız erken. Birkaç yıl sonra tekrar iki sistemin nasıl işbirliği yapacağı gündeme geldiğinde bu öneriniz yeniden incelenebilir."
Bu da AB'nin Türkiye ile İsrail'e ayrı ayrı konumlar biçtiğini ve şu an ki Türkiye-İsrail ilişki biçiminin AB tarafından uygun görülmediğini gösteren diplomatik bir mesaj olarak algılanabilir.