Kamuoyunda zaman zaman şikâyet konusu olan bazı televizyon programlarının yasaklanması ve kaldırılması ile ilgili talepleri demokratik tutum çerçevesinde değerlendirmeye çalışacağım.

Söz konusu tv programlarının ya da kanalların kapatılması ve yasaklanması ile ilgili vatandaşların taleplerini demokratik tutum açısından çelişkili buluyorum. Şöyle ki vatandaşların bu yöndeki talepleri aslında haklı olabilir; ancak bu taleplerle birlikte etkin vatandaşlık görevi de yerine getirilmediğinde bu tepkiler çelişkili bir durum olarak ortaya çıkıyor. Daha açık olarak ifade etmek gerekirse demokratik toplumlarda yöneticileri seçmek her ne kadar demokratik bir haksa bu yöneticilerin karar alırken toplumun beklenti ve talepleri de dikkate alması elbette gereklidir. Vatandaşların bu türden talepleri de gelişmiş toplumlarda gayet doğal karşılanması gereken demokratik bir tavırdır. Ne var ki bu türden yasaklama ve kapatma taleplerini demokratik tutum açısından yanlış buluyorum. Yasaklama, kapatma ve engelleme türünden uygulamaların demokratik toplumlardan çok otoriter ve totaliter sistemlerin araçları olduğu düşüncesindeyim. Bu türden talepler demokratik toplumlarda belli kurumlar ve usuller çerçevesinde gerçekleştirilebilmektedir.

Yasaklanması talebiyle en çok gündeme gelen evlilik programları üzerinden konuyu açıklamaya çalışırsak; yasaklanması talebiyle birlikte bu programların kaldırılmasını isteyen kamuoyunun acaba ne kadarı RTÜK üzerinden şikâyetlerini dile getirmiş ya da bu programları izlemeyerek tutum ve davranışlarında tutarlı hareket etmiştir?  Öte yandan bu programlardan rahatsız olanların toplumu ve kamuoyunu aydınlatıcı ve bilgilendirici ne türden etkin çalışmalar yaptığın ve ne türden alternatifler sunduğuna da bakmak gerekir. Şahsen bu programlardan rahatsız olmakla birlikte çeşitli programlar ile ilgili şikâyetlerimi RTÜK üzerinden gerçekleştirdiğimi de belirtmek isterim.

Demokratik toplumlarda vatandaşlar farkında olmadan devletten totaliteryen taleplerde bulunuyor.  Sonrasında da yeri geldiğinde kendince işine gelmeyen hususlarda devlet bir düzenleme yaptığında buna diktatörlük diyebiliyor.

Toplumsal hayata etkin bir şekilde katılmayan demokrasi tembeli birey, ‘armut piş ağzıma düş’ gibi hazıra konmaya çalışarak üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeden arzu ettiği her şeyi devletten ve başkalarından bekleyerek; o yasaklansın, bu kaldırılsın diyerek çelişkili ve pasif bir demokratik katılım gerçekleştirmektedir. Zira günü geldiğinde kendi kuyruğuna basacak bir düzenleme geldiğinde o zaman diktatörlükle mi yönetiliyoruz diyecek kadar ileri gidecektir.

Demokratik tutum-davranış ve demokrasiyi özümseme-anlama noktasında ciddi sıkıntılarımız var. Vatandaşların zaman zaman bu tür talepleri gerçekten çok tuhaf geliyor. Oysaki etki-tepki ve arz-talep zinciri ile bu programlar ilgili birimlere veya kanala şikâyet edilip ve izlenilmediğinde yayıncı kuruluşların kendileri bu programları zorunlu olarak kaldıracaktır. Aksi yönde vatandaşların bir kısmının şikâyetçi olduğu ve çoğunluğun seyircisi olduğu programların yasaklarla kaldırılması etkili bir çözüm olmayacaktır.

Öncelikle demokratik toplumlarda halkın yönetime seçimler yoluyla doğrudan katılımı kadar sivil toplum kuruluşları, kitle iletişim araçları ve dilekçe hakkı gibi daha pek çok dolaylı yollarla katılımı da mümkündür. Yöneticilerin karar alma süreçlerine katkıda bulunmak bakımından bu yollara başvurmak aktif demokratik katılımın gereğidir.

Toplum içinde birçok defa devletin ya da siyasal otoritenin kamu adına yapmış olduğu düzenlemelerin özgürlüğümüze sınırlama getirdiğini ifade eden kişilere rastlarız. Ancak farkında olmadan bu türden rahatsız olduğumuz eylemleri bizzat kamuoyu olarak bizler de zaman zaman devletten talep ediyoruz. Konuyu televizyon programları üzerinden örnekleyerek açıklamaya çalıştım ancak pek çok konuda bu türden hataları yaptığımızı söylemek isterim.

 Kısacası anlatmak istediğim şey toplum olarak doğru bir demokratik tavır ve tutum geliştirmeliyiz. Vatandaşların demokrasi anlayışının, yönetimdeki anlayışı da şekillendirdiğini düşünüyorum. Yeri geldiğinde ‘demokrasinin ne demek olduğunu çok iyi biliyoruz’ diyoruz. Ancak uygulama ve pratiğe geldiğinde davranışlarımız ve tutumlarımız bunun böyle olmadığını gösteriyor.

Öncelikle demokratik bireyler olarak demokrasi anlayışını önce kendi davranışlarımızla tutarlı hale getirip, haklarımızı ona göre aramalı, taleplerimizi ve üzerimize düşen sorumlulukları demokratik tutum ve davranışlarla yerine getirmeliyiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
nevzat 2017-11-30 09:55:05

demokrasi toplum tarafından içselleştirilmez,toplum devleti ve yaşamını kendi dizayn ettiğinin farkına varmazssa bu tür sorunları konuşmaya devam ederiz.

Avatar
irfan 2017-11-30 08:42:40

toplum bireylerden meydana geldiğine göre bireyin toplumu eleştirmesi de mantıklı değil bence. er kişi kendinden başlayarak değişim rüzgarı estirenlerdir.

Avatar
irfan 2017-11-30 08:40:17

birey toplumun aynasıdır.

Avatar
ahmet demir 2017-11-30 08:02:39

bilinçli birey/bilinçli toplum olgusuna sahip olmak bize kazandırdıkları çoktur.önemli olan bu olguları gelişigüzel değil içselleştirmiş olmak lazım...