Doğa kuralları, -sözlü ve yazılı- toplumsal kurallar, hukuk kuralları, ahlaki kurallar, görgü kuralları, çevre kuralları, trafik kuralları, oyun kuralları ve daha niceleri…

Yaşantımızın her anında ve alanında hayatımıza hem doğrudan hem de dolaylı yoldan etki eden bir takım kurallar silsilesi bulunmaktadır. Bu kurallar tüm dünyamızı sarıp sarmalamakla birlikte bizleri gerek istemli gerekse de istemsiz şekillerde etkisi altına almaktadır. Bu nedenle bizler de hayatlarımızı bu kurallar doğrultusunda inşa eder, planlar ve idame ettirmeye çalışırız.

Peki, nedir bu kural denilen şey? Neden kurallar var ve niçin bunlar bu kadar önemli ve vazgeçilmezdirler?

En basit ifadesiyle, “davranışlarımıza yön veren, uyulması gereken ilke” olarak tanımlanan kural kavramını, bir analoji yoluyla tasvir etmeye çalışalım: Şimdi, doğada tek başına bir insan tahayyül edelim veya ıssız bir adaya düşmüş birini. Bu kişi hiç kuşkusuz, canı istediğinde her istediğini dilediğince yapabilme özgürlüğüne sahip olacaktır. Durup düşünmeden, kimseye hesap vermeden özgür bir şekilde davranma imkanını elde edecektir –bir insanın aklınıza gelebilecek fütursuzca yapabileceği her ne varsa-. Aynı zamanda bu insanın toplumsal bir özne olarak, kurallara ve onu sınırlayan birtakım yasalara uyum sağlama zorunluluğu da söz konusu olmayacaktır (böylesi bir durumda yine de tam bir kuralsızlık durumundan bahsedemeyiz, çünkü tabi olacağı doğa kuralları varlığını sürdürmeye devam edecektir).

Ne var ki, analojimizde kullandığımız ‘doğada tek başına olan insanı’ toplumsal yaşam içerisine koyacak olursak, bu durum önemli sorunlara yol açacaktır. Şöyle ki, diğer insanların olduğu bir düzlemde kurallar çerçevesinde “her istediğini yapma” anlamındaki özgürlükten başka türlü bir özgürlük anlayışı söz konusu olmaya başlayacaktır. Çünkü ‘doğada tek başına olan bir insanının’ yapacağı gibi, bir kişinin istediğini dilediğince yapması olarak tanımlanacak olan özgürlük bir başkasının da her istediğini dilediğince yapması isteğiyle karşılaştığında bu kez özgürlükler arasında kuvvetle muhtemel bir çatışma yaşanacaktır. Bu özgürlük şekli de bizi kaçınılmaz olarak kaotik bir durumla karşı karşıya bırakacaktır.

Thomas Hobbes, John Locke ve Jean Jacques Rousseau gibi filozoflar tarafından “toplum sözleşmesi” öncesi ya da “doğa durumu” adı altında tarif edilen bu kaotik ortam, toplumu veya sosyal hayatı Hobbes’in dikkat çektiği üzere potansiyel olarak “insanı insanın kurdu” olduğu bir yer haline getirecektir.

Her ne kadar bazı kesimlerce böyle bir yaşam daha cazip görünse de (örneğin anarşistlerce), bu yaşam tarzının mümkünlüğü temelde problematiktir -hem doğal ve fiziki hem de sosyal ve psikolojik koşullardan ötürü-. Nitekim Aristoteles’in de belirttiği gibi, “insanın toplumsal bir varlık” olması nedeniyle bir kişinin ‘doğada tek başına’ bir yaşam şekli içerisinde varlığını uzun süre sürdürmesi mümkün değildir. Öte yandan özgürlüğünü de, her istediğini dilediğince sınırsız ve kural tanımadan yapmak şeklinde tarif edip gerçekleştiremez, çünkü kuralsızlığın kendisi bir özgürlük şekli değildir. İlk bakışta kurallar ile özgürlük birbirine karşıt kavramlar olarak gibi gözükse de aslında birlikte varolmalarının gayet mümkün olduğu ve özgürlüğün kurallarla, toplum içinde başka bir boyut kazanarak hakiki anlamını bulduğu ileri sürülebilir.

İnsanların doğalarına uygun olanı, bir araya gelip bir toplum oluşturmalarıdır. Bunu yaptıklarında, bir tür ‘kişi’ haline gelirler. O zaman ayrı ayrı olan her birey, daha büyük bir bütünün parçasını meydana getirmiş olur. Rousseau’ya göre insanların toplum içinde gerçek anlamda özgür kalabilmesinin yolu, “Genel İradeyle” aynı doğrultuda olan kurallara uymasından geçer. Rousseau için gerçek anlamdaki özgürlük de, “topluluk çıkarlarının gereğini yapan bir grubun parçası olmaktır”. Tek tek bireylerin dilekleri herkes için iyi olanla örtüşmelidir ve kurallar bencilce davranmaktan kaçınmamıza yardım etmelidir. Bu yüzden, başkasının özgürlük alanıyla çakışacak birey bu durumda kendi özgürlüğünden feragat etmek zorunda kalacak ve böylelikle, birlikte yaşamanın imkanlarını sağlayacak olan kuralları oluşturacaktır.

İnsanı insan yapan temel unsurlar arasında kendisine toplum içerisinde yer bulması, kendini bir toplum içinde tarif ve ifade ederek gerçekleştirmesi bulunmaktadır. Bundan dolayı da sosyal hayat içindeki bireyin toplumla birlikte uyumlu bir şekilde yaşamını sürdürebilmesi için davranışlarını kontrol altında tutacak ve ona yön verecek bazı kurallara gereksinim duyulmaktadır. Bu kurallarla hedeflenen şey, her ne kadar bazı çevreler tarafından özgürlüğe saldırı olarak nitelendirilse de aslında tüm insanların hayatlarını kolaylaştıracak, diğer insanlarla uyum içerisinde düzenli, güvenli ve özgür bir yaşam sunmaktır.

O halde nedir insanları kuralsızlığa iten şeyler? Neden insanlarda kuralsızlığa yönelik bir meyil vardır?

Hiç kuşkusuz insanları kuralsızlığa iten etkenlerin başında eğitimsizliğin/cehaletin yol açtığı bilinçsizlik ve düşüncesizlik gelmektedir. Toplum içerisindeki bir insanın diğer bir insanla ilişkisinin nasıl olması, nelere dikkat etmesi, neden bir başkasına saygı göstermesi ve niçin diğerlerinin haklarına tecavüz etmemesi gerektiği, kuralların oluşturulması kadar bunların insanlara anlatılması ve öğretilmesi de büyük önem taşımaktadır. Çünkü günlük yaşantımızdaki kuralsızlıkları analiz ettiğimizde yapılan ihmallerin çoğunun eğitimsizlikten kaynaklandığını açık bir şekilde görebiliriz (özellikle de çevre ve trafik sorunlarını). Bu yüzden düzen içerisinde güvenli ve özgür bir ortamın sağlıklı bir şekilde kurulması ve sürekliliğinin sağlanması için ‘eğitim’ olmazsa olmazdır.

Diğer taraftan da yasaların mahiyeti yani içeriği ve çokluğu konusu burada önem teşkil eden bir diğer noktadır. Çünkü toplumsal hayat içerisinde oluşturulan düzenin sağlıklı işleyebilmesi için kuralların -herhangi bir muğlaklığa sebebiyet vermeksizin- açık, ölçülü ve belli bir sayıda olması gerekmektedir. Aksi takdirde, aşırı kural koyma istemi bir kurallar yığını oluşturarak hem insanların ortak iradesine hem de özgürlüğüne tehdit teşkil edecektir. Özellikle bürokrasilerde karşılaşılan -“kırtasiyecilik” olarak da kavramsallaştırılıp eleştirilen- gereksiz prosedürel kurallar insanları ya kuralları çiğnemeye ya da onları illegal yollardan işlerini görmelerine sevk etmektedir (rüşvet gibi). Dolayısıyla bunun gibi olumsuz durumların yaşanmaması için bu konuda hassas dengelere dikkat etmek gerekir, ne bir kuralsızlık durumu ne de kurallar yığını yaratılmamasına özen gösterilmelidir.

Tüm insanların birbirilerini sevdiği ve saygı duyduğu bir düzen içerisinde mutlu, huzurlu, özgürce ve kardeşçe nice bayramlar geçirmesi dileğiyle…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner85