Dünyada ve ülkemizde toplumun bütün kurumlarıyla birlikte hızlı bir değişim dönüşüm sürecine girdiğini görmekteyiz. Bu değişim dengeli bir şekilde olmadığında toplumda bir takım çözülmeler oluşmakta ve bazı kurumların işleyişinde aksaklıklar baş göstermektedir.

Aile, eğitim, din, siyaset ve ekonomiyi bu kurumlara örnek olarak sayabiliriz. Değişim, her geçen gün artan bilimsel ve teknolojik gelişmeler ile gittikçe keskin bir hal almaktadır. İletişim araçlarındaki gelişme kültürel etkileşimi tarihte görülmemiş bir şekilde arttırmıştır. Bu kültürel etkileşim ile yerel kültürler yerini yeni küresel bir kültür ve yaşama biçimine bırakmıştır.

Tüm bu toplumsal değişim ile birlikte ortaya çıkan tabloda değişimin çok da sağlıklı bir şekilde gerçekleştiğini söyleyemeyiz. Bu durumda ne yapılabilir diye sorulduğunda toplumun değişimi, sağlıklı bir şekilde gerçekleştirip, olumsuz yönlerinden ziyade fırsat olarak görüp bu süreçten toplum olarak daha sağlıklı çıkmamızı sağlayacak yöntem olarak toplum doktoru olan sosyologlara ve sosyolojik çalışmalara yönelmektir.  Bilhassa sosyal bilimler eğitimine önem verilmelidir.

Okullarda özellikle sosyal bilimler konusunda eksiklik olduğunu düşünüyorum. Ülke çapında da sosyoloji çalışmaların yeterli olmadığı kanaatindeyim. Zira sosyoloji biliminin doğuşuna bakıldığında bu bilimin sistematik olarak 19. YY’ da  ortaya çıktığını görmekteyiz. İlk sosyologların çalışmalarının konusu ve bu bilimin doğuşunda  en önemli etken Fransız İhtilalı ve endüstri devriminin getirmiş olduğu hızlı toplumsal değişimin ortaya çıkardığı sorunları incelemek ve bu sorunların çözümü için neler yapılabileceğini tespit etmektir.  Batı Avrupa ve özellikle Kuzey Amerika bu değişim ve dönüşüm konusunda sosyolojiye büyük önem vermiş ve sosyolojik çalışmalara ışığında bu hızlı toplumsal değişim hareketlerini kontrol altına almayı başarmıştır. Hatta bu çalışmaları bugün üçüncü dünya ülkelerini kapitalizm ağının içinde tutmak için de etkin bir şekilde kullanmaktadırlar.

Konuyu  tekrardan ülkemize yaşanan toplumsal çözülmeye getirerek devam etmek istiyorum. Haberleri  izleyemeyecek hale geldiğimizi sanırım birçoğunuz görmüşsünüzdür. Her geçen gün sayıları artmakla birlikte cinayet, gasp, hırsızlık, taciz, tecavüz, boşanma, dolandırıcılık, istismar ve daha birçok olumsuz sayılabilecek olaylar toplum yaşamında neredeyse rutin sayılabilecek hale geldi. Öte yandan işsizlik, uyuşturucu, intihar gibi olaylarda ayrıca sayılabilecek toplumsal hastalıklardır.  Tüm bu olumsuz hadiseler, toplumun sosyal sağlığının yerinde olmadığını gösteren önemli anomaliler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu noktada ne yapılabilir sorusuna verilecek en doğru cevap; toplum sağlığı bilimi diyebileceğimiz sosyoloji ve toplum doktoru olarak da ifade edeceğimiz sosyologların devreye konulması gerekmektedir. Toplumun bu denli olumsuz olaylara gebe kalması aslında sosyolojik ve tarihsel tecrübelerden de anlaşılacağı üzere önceden kestirilebilir ve kontrol altına alınabilir. Ancak toplumumuzda gerek eğitim sisteminde gerekse sosyal yaşantımızda olsun sosyal bilimlere yeterli önem verilmemesi bu türden hadiseleri görmekte ve tedbirini almakta bizleri kör ve sağır bırakmaktadır.  

Bu tür hızlı değişim dönüşüm zamanlarında ortaya çıkan adli ve sosyal sorunlar tıpkı fizyolojik hastalıkların belirtileri gibidir. Ateşli ve ağrılı hastalıklardaki sancılar gibi düşünüldüğünde toplumsal durum iyi analiz edilip tahliller doğru bir şekilde  yapıldığında toplumsal hastalıkların da fizyolojik hastalıklar gibi teşhis ve tedavisi mümkündür. Nasılki doktorun tedavisiyle hasta iyileşiyorsa sosyolojik çalışmalar ile de toplum sorunlarını içinde sağlıklı bir şekilde eritecektir.

Öte yandan bu tür olumsuz hadiselerin önüne yasal düzenlemeler ile etkili bir şekilde geçilebileceğini düşünmüyorum. Tam aksine bu tür olguların toplumda yaşanmaması için ya da en azından en asgari seviyeye indirilebilmesi için toplumsal düzenlemelerin yapılması gerektiği katindeyim.

Tüm bu olay ve olguların sosyolojik olarak ciddi bir çalışma nesnesi haline getirilmesi ülkedeki sosyoloji  bölümü bulunan üniversitelerin ve akademisyenlerin devreye konulması, toplumunun bilimsel tahlilinin ivedilikle yapılması ve bu noktada toplum sağlığını tekrardan özlediğimiz ve arzu ettiğimiz noktaya getirecek tedbir ve çözüm önerilerinin rapor edilip yürütme  organının önüne konulması gerekmektedir.  Yürütmenin başında bulunan devlet ricalinden milletvekiline  hatta merkezi idarenin yereldeki temsilcilerinin bile bünyesinde nufusun orantısına göre sosyologların yer alması ve seçim bölgelerinde toplumun bütün kurumlarıyla sağlıklı bir değişim dönüşüm ve gelişim sürecinden geçmesi için aktif sosyolojikçalışmalar yapıp bağlı bulundukları  yürütme organının üyelerine raporlarını sunmalıdır. Yürütme organının üyeleri de tüm diğer kurumlarla bu toplumsal tedavi sürecini koordine ederek süreci sağlıklı bir şekilde yönetmelidir.

Sonuç olarak ülke sorunlarına sadece yasal düzenlemeler veya toplumsal tepkilerle çözüm bulmak tek başına yeterli olmuyor. Sosyal bilimler konusunda üniversitelerin ve bilim adamlarının etkili çalışmalar yapması ve bu noktada devlet tarafından  da bu tür çalışmalara teşvik ve destek verilmelidir diye düşünüyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.