İnternet, 21.yüzyılın ilk çeyreğinde yapılmış en büyük devrimlerden biridir. Toplumda kendini ifade edemeyen insanlar için adeta bir ilaç gibidir. Son dönemde adını sıkça duyduğumuz sosyal medya, birçok kişi tarafından hızla keşfedilip kullanılıyor. Yapılan yatırımların çoğu da sosyal medyaya yönelik yatırımlar; bu mecrada azımsanamayacak bir kalabalık olduğu aşikar. Bu yüzden yatırımların artarak devam etmesi ve bu mecradaki kişi sayısı hızla artması şaşırtıcı olmamalı. İnternet gelirse bilgi paylaşımı artar, bilgiye erişim kolaylaşır, zihinlerde kuantum sıçraması yaşarız zannettik ama sosyal medya diye şey çıktı ve olan biten gün boyu dedikodu, kalça but resimleri, sataşmalar, kim, kiminle, nerede, ne yaptı, ne yedi, nereye gitti gibi uzayan saçmalıklar silsilesi... 
  İnsanların çevreleriyle iletişim, etkileşimde bulunduğu ortam olarak mesela Facebook, Twitter, İnstagram gibi platformlar kişilere kendilerine ait, kendi istedikleri gibi düzenleyecekleri, istedikleri gibi görünüp, güçlü yanlarını gösterip, zayıf yanlarını saklayabilecekleri sanal bir kişilik vadetmektedir. Normal olarak insanın doğası gereği, zayıf yönlerini saklama eğilimi dolayısıyla ile, sanal kişiliğinde, zayıf yönlerini saklamaktadır. Bu da gerçekten kopuşun ilk adımıdır. İkinci adım; olmak istediği gibi görünmedir. Kim olduğunu değil, kim olmak istediği önem kazanmaktadır; çünkü asıl olduğu kişilik zayıf yönlere sahiptir. Sonraki adım ise, gerçek hayattan farklı, bazen gerçek ile çatışan ikinci ve sanal bir hayat yaşamaya başlamaktır. Bu ikinci hayatında, ilkinde yolda selam dahi vermediği insanlarla arkadaş olmakla, onlara gülücükler yollayabilmektedir. 
  Biliyorum, dünya hep instagram sayfalarındaki gibi olsun. Herkes taş gibi yoğurt mayalasın mesela. Evler mis gibi taze ekmek, kurabiye, tarhana çorbası falan koksun, sofralar hep zengin, evler düzenli, çocuklar uslu ve söz dinleyen olsun. O çeşit çeşit yemeklerden herkes tadabilsin, kahveler, çaylar soğumasın... kısacası hayat yaşadığımız gibi değil, yaşamak istediğimiz gibi olsun istiyor ve o şekilde çevremize yansıtıyoruz. Bu da zamanla kalıcı mutsuzluk ve yaşadığımız hayatı benimsememe, beğenmeme gibi istemediğimiz sorunlara yol açıyor. Araştırmalar gösteriyor ki, sosyal medya üzerinden beğenilmeme korkusu, mutsuzluğa yol açıyor. Öyle bir hale gelindi ki,artık insanlar yaptıklarını binbir etiketle paylaşmadılarsa, yaptıkları hiçbir şey ifade etmiyor, insanlar yaptıklarını keyif almak için değil de, başkalarına göstermek amacıyla paylaşmaktalar. Gittiğiniz yeri, sosyal medya platformlarından birinde paylaşmadıysanız, siz oraya gitmediniz, kimse gittiğinizi görmedi ki! Şimdi de sosyal medya kullanım oranlarına bakalım: 
   Global Web İndex verileri ile hazırlanan rapora göre, dünya genelinde 3.419 milyar insan internete bağlanıyor, 2.307 milyar kullanıcı aktif olarak sosyal medyada yer alıyor. Raporda Türkiye istatistiklerine baktığımızda; ülkemizde 79.14 milyonluk nüfususun, 46.3 milyonun internete bağlandığını görüyoruz. İnternet kullanıcılarının 42 milyonu aktif olarak sosyal medyada yer alırken, bu kullanıcıların 36 milyonu ise sosyal medyaya mobil cihazlarından bağlanıyor. 
  Türkiye'de en çok kullanılan sosyal medya platformlarına baktığımızda ilk sırada % 32 ile Facebook'un yer aldığını görüyoruz. Facebook'u % 24 ile WhatsApp, % 20 ile Facebook Messenger, % 17 ile Twitter, % 16 ile İnstagram takip ediyor. Ve Türkiye'deki internet kullanıcılarının % 77 ' si hergün online oluyor. 
  Birkaç yıl önce sosyal medya bağımlılığının gerçek olup olmadığını tartışılıyordu. Şimdilerde cevabın netleştiğine dair görüşler var. Evet, artık itiraf etmemiz gerekiyor; sosyal medya bağımlılığı diye bir şey var, daha önce yapılan çalışmalarda insanların, bir yılın tam bir ayını aralıksız olarak sosyal medyada zaman harcadıklarını gösteriyor. Eğer bir sosyal medya bağımlısı olup olmadığınızı merak ediyor ve bu konuda endişe duyuyorsanız, en kolay ve basit öğrenme metodu; yakın arkadaşınıza veya eşinize bunu sormanız. Ona yöneltiliniz bu sorudan sonra, yüzlerinde yer alan ifade size çok net bir cevap olacaktır.
  Direksiyonda haber takip etmek ne kadar eğlenceli görünse de, kaza yapma riskini oldukça arttırır. Bu durum, insanların düşündüğünden daha ciddi bir durumdur. Telefonumuzun sağlıksız camına bakıp hayatımızı tehlikeye almaktansa, gün batımına veya ağaçların renklerine bakmanın keyfini çıkaralım. 
  İyisi mi, kalkın masanızdan ya da bırakın telefonu ve şöyle mis gibi  bir çay demleyin; yanınızda kim varsa sohbet etmeye başlayın... Ya da uzun zamandır başlayıp da bitiremediğiniz bir kitabı okumaya başlayın, ya da uzun bir yürüyüş yapın düşünmek için...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Eren 2017-07-28 16:56:34

Merhabalar verdiğiniz bilgiler doğru ise ilerde çok büyük felaketler bekliyor olabilir bizi herkesin elinde telefon ve tablet var iyi tarafından bakmak istiyoruz inşAllah çocuklar ve gençler iyi işler için kullanırlar bu aletleri..