Değerli Okurlar, bugün 15 Temmuz 2019. Bugün kavurucu sıcaklardan, emekçilerin haklarından, kentimizin önemli sorunlarından söz edebilirim. Yığınla yazılacak konu var. Ancak tam üç yıl önce hayat akışımızı değiştiren, hepimizi etkileyen bir gelişme üzerine değerlendirme yapmak istiyorum. Sadece bu köşede değil, ülke genelindeki bütün medyada bugün, 15 Temmuz kalkışması, yani askeri darbe girişiminin konu olacağına inanıyorum. Zaten 15 Temmuz, Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla ‘Demokrasi ve Özgürlükler Günü’ olarak ilan edilmiştir.

Askeri darbe girişimlerine oldum olası karşı olan biriyim. 29 yıldır aralıksız günlük yazı yazıyorum. Bu süreçte hep insan hakları, ifade özgürlüğü, demokrasi, hak ve hukuktan yana oldum. Sivil yönetimlere yönelik her türlü baskıya karşı çıktığım gibi, ülkeyi silahla idare etmeye çalışan zihniyetlerin de karşısında oldum.

Evet, 15 Temmuz 2016 gecesi ülke idaresine silah zoruyla el koymaya çalışan güçler oldu. Bu güçler barbarca yöntemlere başvurdular. Adaleti tam olarak gözetmeyen ve kesinlikle memnun olmadığımı açıkça yazılarımla beyan ettiğim bir seçim ve hukuk sistemimiz gerçeğini biliyorum…

SİLAHLA YÖNETİLMEYE HAYIR…

Sorunlarımızın temel nedenlerinden birisinin ülkemizin askeri darbe ürünü bir anayasa ile idare edilmesi olduğunu söylüyorduk. Seçim sisteminin de 12 Eylül askeri darbe ürünü olması, önemli bir sorun olarak çözümlenmeyi bekliyordu.

Mevcut sorunlarımızın çözümü yeni bir askeri darbeden geçmiyordu. Mevcut sorunlarımızı sivil yönetimlerle çözmenin mücadelesini veriyorduk. Eksiklikleri olsa bile sivil yönetim her zaman askeri darbe yönetimlerine tercih edilir. Silahla yönetilmeye hayır diyenlerden biri olarak darbe girişimcileri ‘emir komuta zinciriyle de yönetime el koymaya kalksa’, karşı çıkmayı görev biliyordum.

Oysa ki 15 Temmuz kalkışması ile halkın iradesi tamamen hiçe sayılıyor, Türkiye Büyük Millet Meclisi bombalanıyordu…

Sivil halkı hava kuvvetleri marifetiyle havadan tarayan, bombalayan ve tanklarla ezen bir zihniyet, “Sizi biz yöneteceğiz” diyerek ülkede sıkıyönetim ilanına karar veriyordu…

Tüm siyasal partileri kapatma, tüm belediyelere el koyma, tüm sivil toplum ve demokratik kitle örgütlerinin kapısına kilit vurmaya çalışan eli silahlı güçler gerçeği ile karşılaşacaktık…

Halk buna rıza göstermedi. Özellikle İstanbul ve Ankara’da ölümüne bir direniş gösterildi. Tankların önüne çıkarak aziz canlarını veren nice sivil insanlarımız gerçeğine tanık olduk…

15 Temmuz darbecileri silahla, zorbalıkla ülke idaresine el koymayı denediler. Dediğim gibi halkın askeri yönetimi kabullenmemesi ve sivil idarecilerin de dik duruşuyla darbe önlendi. Askeri darbeye destek vermeyen ordunun emir komuta kademesi de, çeteci darbe heveslilerinin karşısında durdu. Yine parlamentoda gurubu bulunan dört siyasi partinin çok erkenden darbeye karşı Meclisi savunması, hazırlanan ortak bildiriye imza atmaları darbecilerin umutlarını berhava etti.

15 Temmuz darbe girişimi Türkiye toplumu tarafından kabul görmedi. Halk o geceden beri alanları terk etmiyor. Askeri darbe yönetimlerine karşı sivil yönetimi sahiplenen halk, ‘demokrasi nöbeti mitingleriyle’ gerçekten dünyaya anlamlı bir mesaj verdi…

Huzura, barışa, kardeşliğe, birliğe, kenetlenmeye en çok ihtiyaç duyduğumuz bir süreçten geçiyoruz.

Bir darbe girişimi yaşandı, ülkemiz bir iç savaşın eşiğine getirildi… Bu ülkenin evlatları birbirine kırdırılmak istendi…

Bu ülkede hala bazı masumlar kalmış olmalı ki duaları sayesinde ucuz atlattık. Bir askeri darbe girişimi sağduyunun hakim olmasıyla önlendi.

Vahim bir süreçten geçtik, geçiyoruz. Elindeki silahla ülkeyi dizayn etmeye çalışan, ülke yönetimine el koymaya gayret gösterenler amaçlarına ulaşamadılar…

DARBELERE KARŞI OLMAK…
Geçmişte de darbe karşıtı pek çok yazılarım olmuştur, yazdıklarımın arkasındayım. Evet, darbelere karşı olmak, askerlere karşı olmak değildir. Ülkenin yönetimini ele geçirmeye çalışan darbecilere, ülkenin selameti adına karşı oldum, inşallah olmaya devam edeceğim...
Değerli Okurlar, son askeri darbe girişiminin emir ve komuta zinciriyle gerçekleşmediğini ilk andan itibaren anlamıştım. Askerlerin ülke genelinde kışlalarında kalmaları bunun somut göstergesiydi…
Gece yarısı marketlere hücum edenler olduğunda, “Paniğe gerek yok” demiştim…
Bazı dostlar ve yakın akrabalar beni arayıp, gelişmeleri sordukları gibi, “Kendine marketten bir şeyler al” dediklerinde, paniğe gerek olmadığını, hayatın normal şekilde devam edeceğini söylemiştim.
TRT televizyonunda okunan malum darbe girişimcileri basın bildirisini duyduğumda, birinci dakikada; “Bu korsan bir bildiridir” diyerek, televizyonun ele geçirilmesinin çok da önemsenmemesi gerektiği görüşünü açıkça savunmuştum…
Pek çok kişinin ortalıkta olmadığı saatlerde, sokaklarda kalmayı görev bilmiştim. Ordunun yönetime el koyduğu düşüncesiyle sosyal medyada sesleri kısılan, uzun süre Facebook’ta darbe karşıtı tek söz sarf edemeyen klavye kahramanları gerçeğini biliyorum. Korkuya teslim olanlardan olmadım…
Halkın sokaklara inmesini olumlu bir gelişme olarak değerlendirdim. Çünkü halkın tepkisizliği, darbecilerin elini güçlendirecekti… İlk saatten itibaren alanda oldum. Darbenin yapıldığı gecenin sabahında, saat 04.30 sularında Valilik kavşağındaydım…
Orada olmamın nedeni sivil idareyi sahiplenmekti…
İktidarda hangi parti olsaydı, yine darbe karşıtlığı adına alanda olacaktım…
Ülkeyi bir iç savaşın eşiğine getiren askeri darbe girişimi hayatımızı etkilemeye devam ediyor. En sıkıntılı ve zor günlerde hakkı, hukuku, adaleti, ifade özgürlüğünü savunmanın kolay olmadığını bilirsiniz.

Ülkenin selametini isteyenlerin böylesi süreçte çok sağduyu ile hareket etmesi gerekmektedir. Sağduyu elden bırakılır ve gelişmeler sağlıklı değerlendirilmezse, korkunç yanlışlara imza atılacaktır. O nedenle zor günlerde sağduyu ile hareketi öneren, hukukun üstünlüğünü, ifade özgürlüğünü savunanların sesine, mesajına kulak verilmesinin önemine inanıyorum. Yaşanan gelişmelerden derslerin çıkarılması gerekiyor. Askeri darbelerin halk tarafından artık asla onaylanmayacağı gerçeği unutulmamalıdır. Askerler bağrından çıktıkları halka ateş açarak artık yönetime el koyamazlar. Bunun sevdalıları 15 Temmuz’u iyi okumalıdırlar…
Ülkeyi idare eden siyasi iktidar, acilen yeni anayasa için hamle yapmalı, olası darbelerin önlenmesi için gerekli yasal değişiklikleri yapmalıdır.

Bu değerlendirmelerim bakış açımı ve darbelere karşı duruşumu özetliyor. Hukukun üstünlüğünün olduğu, hak, hukuk ve adaletin hakim olduğu, hiçbir darbe ve baskının olmadığı bir gelecek dileğiyle.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.