Aslında gecikmiş bir yazıdır bu, sevinmek üzerine yazmak istediğim.
Öyle kitabî bir tanımı yoktur sevincin. Duyumsadığınız anda fark edilir.Hani bir şeyi çok istersiniz ya da hoşunuza giden bir şey olur ya, işte o anda içiniz bir anda heyecanla dolar, bir coşku patlaması yaşarsınız.
Sevinmenin alanı sınırsızdır, ancak miktarı hem gelişen olaya hem de kişiden kişiye göre de değişir. Bazen tüm benliğinizi kaplayan bir fırtına seli gümbür gümbür. Bazen de sırtını bir ağacın gövdesine dayayarak baharın yeşiline kendini kaptırmış mesela yaşlı dedenin ince yüreği gibi; gözüne ilişen mucizevi bir yaratık olan ve kanatlarına renk cümbüşü yüklemiş bir kelebeğiin kanadıyla birlikte pır pır eder. Dedeciğin tüm bedenini yalayan küçük belki de büyük bir sevinç, mutluluk anı o andır, kim bilebilir. Bir diğeri son parasını yatırdığı yılbaşı biletine çıkan büyük ikramiyeyi öğrendiği anda, duyduğu coşku patlamasıyla dünyanın altını üstüne getirir. Büyük bir depremde çocukları ile birlikte iki torununun da kurtulduğunu öğrenen babaannenin sevinçten bayılmasını olağandan bir hadise olarak görmek gerekir. İlk çocuğunun doğumunu görenlerin ya da bundan artık iyice umudunu kesmiş olup, fakat yıllar sonra tıbbın yeni teknikleri sayesinde anne ve baba olanların hissettiklerini tahmin edebiliyor musunuz? Kanserli bir hastayı tedavi eden doktorun, “haydi evine dön, sapa sağlamsın artık, sadece yılda bir kontrole gelmen yeterlidir” dediği hastasının o anki ruh halini tanımlayabilecek bir alim ya da icat edilmiş bir alet var mıdır acaba?
Savaşta aylarca elde tüfek nöbet bekleyen, dağ bayır militan peşinde koşan Yozgat’lı erin, bu ölüm oyununda sağ salim çıkıp sarıldığında, bir bebesiyle yolunu gözleyen karısının sevincini kendisinin bile tam olarak algılayabileceğinden emin değilim.
Üzüntünün tam karşıtıdır sevinç, gam ve kederin panzehiri, düşmanıdır. Fakat sanıldığının aksine sevinç her zaman bir zaferin değil bir hüznün de dışavurumu olabilir.
Bir daha görmekten umudunu kestiği sevdiği ya da bir yakınına ulaşabileceğini öğrenen insanın, o an uçmak için sadece bir çift kanada gereksindiğini söylemek bir abartı mıdır sizce?
Peki, her zaman, istenen ya da hoşa giden bir şeyin gerçekleşmesi halinde bile ihtiyaç duyduğumuz sevinci yaşayabiliyor muyuz; öyleyse, kimi zaman,“kursağımızda kaldı” dediğimizde, mideye indirilen “lokma”dan mı yoksa hak ettiğimiz halde yaşayamadığımız “sevinç”ten mi söz ediyoruz.
Evet ve ne yazık ki, en kritik zamanlarda ruhumuzun susadığı sevinç algısını tüm bedenimize yedirmek üzereyken, iç dünyamızı ters yönde sarsan lanet bir engelin hışmına uğramaktan kurtulamayız yine de ve işte o zaman coşkuya dönüşecek “hoşnutluk” dalgası düğümlenir, buz keser boğumlarda, yutamayız, boğazımızda kalır.
Sevincin boğazda kalması dediğim olay budur.
Çeyrek asırdır bir hadise yaşanıyor bu ülke topraklarında. Son zamanlarda neredeyse adına “Türk/Kürt savaşı” denilen ve gerçekte TC’ye karşı PKK’nin Kürt hakları adına verdiği bu kavgada büyük kısmı Kürtlerden olsa bile sonuçta her iki taraftan 40 bini aşkın insanımız yaşamını yitirdi.
Dile kolay, çeyrek asırdır dinmedi anaların gözyaşları..
Ve bir gün, ülkenin siyasi şemalini değiştireceğini söyleyen bir Başbakan Diyarbakır’a gider ve. Kürtlere der ki, “evet, yıllardır bu devlet size, hakkaniyetsiz davranmıştır, ama bu dert benim de derdimdir, merak etmeyin bu adaletsizliğin sonuna geldik artık”
Benzeri sözleri önceki zamanlarda diğer “devletlu”lardan da dinleyen Kürtler, içlerinde yeşeren sevinç filizlerine rağmen bu sözleri ihtiyatla karşılamış ama yine de ruhlarında boy veren umut tomurcuklarını kurutmadan bu söylemin ardından gelen ilk seçimde AKP’ye yöneldiler..
Ne ki,kısa bir süre sonra aynı Başbakan, Ortadoğu’da 30-40 milyon insanın sorunu olan bu “mesele” için, “düşünmezseniz yoktur, Kürt sorunu terör sorunudur!” diye esip gürlemeye başlar. Kürtler yutkunur ama Başbakan’ın unuttuğu bir şey vardı; Kürtler eski Kürtler değildi, hilesini anlamışlardı onun.
Şamarı indirmekte fazla gecikmezler: İlk yerel seçimde ellerlindeki belediyeler sayısını iki misline çıkarırlar
AKP papucun pahalı olduğunu anlamıştır.
Kürtler demokratik siyasette bir sıçrama yapmıştır bununla.Rüzgar arkalarındadır artık.
Ve 1.Açılım’ın temeli atılır böylece.
Sevinçlidir Kürtler, ancak bu sevinç coşku patlaması yaratacak denli değildir. Olsun, siyasi iklim giderek yumuşamakta hiç olmazsa, çeyrek asırdan beri savaşın yürüdüğü Kürt topraklarındaki analar ile “kınalı kuzu yoksul mehmetcik”lerin yol gözleyenleri giyabi bir birliktelik ruhu yakalamak üzere yol almaktadırlar. Kürtler siyasi atağını sürdürürler: PKK AKP’nin barış karşıtı güçlere karşı elini güçlendirmek üzere belirleyici atraksiyonu yapar: İyi niyetini tüm Türkiye halkına ve dünyaya göstermek ve Türkiye’ye göndermek üzere yeni bir “barış grubu”nu hazırlar.
Kürt barış tarihinin önemli bir kilometre taşı olan “Habur Vakası” , neredeyse her aileye kan ve gözyaşı getiren bu savaşın biteceğine dair ciddi bir işaret mermisi olur.
İşte evlerinde ve sokakta milyonlarca Kürdün arşa yükselen, denizleşen sevinç çığlığı o anlarda yaşandı!
Zavallı halkım..
O çığlıkların “zafer” naraları olmadığını, o coşku denizinden dünyaya yayılan haykırışların gerçekte yaşanan bunca kahır dolu bir yaşamın artık sonuna gelindiğinin ruhları saran muştu nidaları olduğunu ne yazık ki kimseye anlatamadı. Uğursuz baykuşlar tünedikleri yerden koro halinde tetikte bekleyen kan içici zalimleri yeni bir“huruç” harekatına kaldırdılar.
Ve başardılar da.
Ve savaşın olmadığı, belki de yaşayacağı “ebedi” özgür ve mutlu bir geleceğinin miladı olabilecek bir güne duyduğu böylesine bir sevinci halkımın kursağında bıraktılar.
Sevinçleri ve sevinmelerinin bile bir egemenin iznine bağlı kılınan çilekeş halkımın barışı ve özgürlüğü yakalayabileceği günlerin çok uzak olmadığı, ama her ne pahasına olursa olsun o boğazında bırakılan sevinci çok daha büyük günlerde gerçek anlamıyla yaşayacağına olan tüm inancımla sevgili halkımın bayramını kutlarım.
Next