“Çürüme” dediğimiz hadiseden söz ediyoruz...
İdeolojiler üzerine kurulu bulunan siyasi partiler buna örnektir, dünyada ve ülkemizde de.
Kimi düşünürlerin dediği gibi başlangıç olarak Fransız İhtilalini değil de, 1200’lü yılların başı B. Biritanya’sında yeni oluşmakta olan ticaret erbabının ünlü “Magna Carta” protokolü ile kralın yetkileri sınırlamakla başlayan demokrasi girişimini esas alırsak 60-70 yıllık ömrü olan “Türkiye demokrasisi”ni halen emekleme çağında görmemiz gerekir. Çok partili düzene geçişin üzerinden ne kadar zaman geçti ki?
Buna rağmen Türkiye “siyasi partiler mezarlığı” gibi..
AKP’nin, alternatif bir muhalefet olmayışından kaynaklı boş meydanda “tek kale” oyununu uzun süre sürdüreceğinden ürken yığınlarca Türkiye insanı giderek bir umutsuzluk sendromuna kapıldığı görülmektedir. Haksız da sayılmazlar hani, çünkü vaziyete dair her türlü parametreler şimdiden şunu gösteriyor: Yakın bir gelecekte söz gelimi, (Ortadoğu’daki bir alt/üst oluş dışında ve benzeri olağanüstü bir olayı saymazsak) dünyada ender olarak görülen, bir partinin 4.kez, ardı ardına ve tek başına bir iktidar örneğine tanık olmamız, yakından da daha yakın bir olasılıktır..
Atılan her yeni adım, yürütüme sokulan her yeni uygulama “korku imparatorluğu” ürküsüne kapılan insanların uykusunu kaçırmaktadır.
“Yemin billah, gizli ajandamız yok!” diyen ülkenin tek hakimi, daha partisel ilk çıkışlarıyla endişeye kapılanları, sonunda, “Evet, var mı bir diyeceğiniz, dindar bir nesil yetiştireceğiz!” diyerek bir kez daha haklı çıkartmıştır.
Milyonlarca Alevi, farklı dinsel ve mezhepsel kitlelerin yaşadığı bir ülkede buna sessiz kalınamazdı, nitekim Erdoğan’ın bu sözlerine beklenen tepki gecikmedi. Sıkıştı Başbakan tabii, her ne kadar sonradan sözlerini tevil yoluna gittiyse de çok fazla para etmedi çünkü krem tüpten çıkmıştı bir kere. Üstelik düzelteyim derken daha da berbat etti. Önce, “Ne yani, dindar olmayıp da ateist mi olsunlar!” Ancak kıvamında bir yanıt olmadığını görünce bu kez, “dindar olmayıp ta tinerci mi olsunlar”a yöneldi. İki yanıt da kötüydü, çünkü (hangi kutsal kitaptan almışsa) böylece “dindarlığın” alternatifinin ancak “ateist” ve “tinerci” olabileceğini söylüyordu.
Tabii, mesele salt belli bir kitlenin, “tedrîci bir İslamî düzene gidişten” duyduğu korku değildir. Asıl üzerinde durulması gereken, AKP’nin, “ulusal Kemalizm”i erittiği bir süreç sonunda eksiksiz bir devletleşmeyle yerine ikame edeceği “İslamî Kemalizm” hadisesidir. Muhalif ve itirazcılar açısından durum oldukça acıklı tabii; kırk katır mı, kırk satır mı ya da yağmurdan kurtulup doluya tutulma gibi bir açmazdır şu anda fazlaca konuşulan.
Siyasi iradeye “tasallut” ettikleri gerekçesiyle bir yandan “Peygamber Ocağı”nın en yüksek rutbelileri kodesteyken, diğer yandan Başbakan, bir başka mesai arkadaşı Komutanının, “Kürtçe eğitime zinhar müsaade etmeyiz!”yollu, baştan sona siyasi iradeye müdahale anlamına gelen demecine sessiz kalmakta.
Cebi ısınmamış olsa bile vatandaşın gözünde ekonomi iyi gidiyor. BDP’nin dışındaki muhalefet sıfırın altında. Topu ayağına geçirmiş olan AKP boş alanda istediği gibi pas yapıyor.
İnsanlarımızın kafası karmakarışık.
Fakat her şeye rağmen umutsuz olmaya gerek yok, yakın geçmişten biz ezici çoğunlukla meclise gelen ne iktidarlar, ne partiler biliyoruz, hepsi mevta şimdi.
Cumhurbaşkanı Gül, herhalde Arap ülkelerini kastedip, “Bir ülkenin en önemli gücü hürriyettir”diyor. Bu söze İç İşleri Bakanından başka şapka çıkarmayacak bir vatandaş çıkacağını sanmıyorum.
Öyle diyor sayın Cumhurbaşkanı ama bir yandan da “Çin’den sonra en çok aydını mahpusta tutan” ülke olduğumuzu unutuyoruz.
Daha dün kükrüyordu yine Başbakan Suriye’yi kastederek ve bir ay önce tek kalemde öbür dünyaya gönderilen Uludere fidanlarını unutarak: “Mazlumun ahı er ya da geç mutlaka çıkar!”
Amenna!
Ne ki, insanoğlu sabırsızdır işte, her davanın öbür tarafta, mahkeme-i kübra’da değil de bu dünyada da görülmesini, gözleriyle görmek istiyor. Cezaevleri, ceplerinde küçük bir çakı bile bulunmayan binlerce Kürt siyasetçiyle dolup taşmaktadır.
Dedik ya, umutsuz olmaya gerek yok, bakın daha dün bir kamuoyu araştırmasının sonuçları yayınlandı: İlk kez BDP’nin oyu %10’lara tırmanmakta, üstelik, araştırmacı, insanına yapılan zulmü gören Kürtlerin AKP’den oylarını geri almakta olduğu açıklamakta.
Evet sayın Başbakan, ola ki, ilk seçime kadar siyaset adına yanınızdakilerin dışında kalan Kürtlerin “suyunu kurutacağınızı” düşünebilirsiniz, fakat korkarım ki o zamana kadar BDP bölgenin “tek” partisi haline gelir, bunu da unutmayın.
O gün söylüyordunuz ya, elhak doğrudur: “Men Dakka duka!” (*)
------------------------------
(*) Eden bulur.
Next