Son zamanlarda yaşanılan olaylar öyle vahim bir hal almaya başladı ki, bu denli acıları tarif etme çabaları her bakımdan yetersiz kalıyor... Nasıl anlatılabilir ki bu insanlık dramı, ne söylersek içimizdeki yangın bir nebze de olsa dinecek? Sözün özü, şairin de dediği gibi ‘kelimelerin anlamını kaybederek kifayetsiz kaldığı yere geldik…’

İnsan ölümünün sıradanlaşmaya başladığı bugünlerde artık neye nasıl tepki vereceğimizi, ardı ardına gerçekleşen insanlık dramı karşısında nasıl bir tutum takınacağımızı, ne yapmamız ve neler hissetmemiz gerektiğini şaşırır olduk.

Hiç kuşkusuz Ankara’daki patlama dini, dili, ırkı, mezhebi, etnik kökeni, siyasi görüşü her ne olursa olsun her insanı derinden etkilemiştir (tabi burada insan kelimesin altını bilhassa çiziyorum). Peki, ne oldu o patlamadan sonra? Neden bu olay hepimizi bu kadar derinden sarstı ki?

Çünkü o patlamada dünyanın en büyük hırsızlığı meydana geldi… Eşlerin ellerinden diğer hayat arkadaşları, çocuklarının ellerinden kahraman babaları, anne babaların ellerinden canlarının cananları çalındı…

Hayatlar çalındı… Yaşanmamışlıklar, yarım kalanlar, sevdalar, idealler…

Şimdi ise o her biri birbirinden kıymetli hayatlar masum bedenleri gibi paramparça…

Ya Hayaller?

Her insan içinde kocaman bir dünya taşır. Bu dünyanın içi güzellikle ve sevgiyle yoğrulmuştur. Bu dünyada iyi bir yaşam için, güzel bir yaşam için, barışçıl, mutlu ve huzurlu bir yaşam için hayaller kurulur… Kimsenin zulme uğramadığı, hiç kimsenin aç kalmadığı, herkesin kardeşçe eşit yaşadığı dünyalar umut edilir…

Umut etmek… Tüm kötülüklere bütün olumsuzluklara rağmen umut etmek… Her geçen gün daha da cehennemleşen dünyamızı bir nebze iyiye çevirmek için çaba sarf etmek, hayaller kurmak…

Daha iyi bir Türkiye hayalleriyle yola çıkan ‘barış insanları’ bunun bedelini en ağır şekilde ödediler… Ancak, yalnızca bu bedeli onlar ödemedi hepimiz ödedik; sadece farkında değiliz bunun…

Belki onlar o gün bize hasret kaldığımız ‘barış’ı getireceklerdi… Belki bize mutlu, huzurlu yarınlar getireceklerdi… Belki de bize yitirdiğimiz insanlığımızı geri getireceklerdi… Şimdi ise barışımızı çaldılar… Tam da şuan ellerimiz bomboş yüreklerimiz yangın yeri…

İşte tam da bu nedenledir ki her insanın ölümü bir kıyamettir… Bizler de bu kıyameti her zaman yüreğimizin en derinlerinde yaşayacağız…

Sözümü ise usta yazar Yaşar Kemal’in ‘Demirciler Çarşısı Cinayeti’ romanının girişine yazdığı dillere pelesenk olan sözleriyle bitirmek istiyorum: “O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın p…ine kaldık.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.