banner52

OKUMAK

OKUMAK

Şaban Arslan

sabanarslan8@gmail.com
12 Şubat 2017, 13:29
Bu makale 480 kez okundu


İnsanlık tarihindeki en büyük kırılma noktası yazının icadıyla birlikte okumak olmuştur. Bu insani eylem sayesinde ‘medeniyet’ denilen olgu meydana gelmiş, bir devir kapanmış bir başka devir açılmıştır.

Her ne kadar birçok insan tarafından ‘okuma eylemi’ sorunlu, sakıncalı ve aykırı bir uğraş olarak addedilse de, aslında bu eylem insan doğasına en uygunu olanlarının başında gelir ve gelmesi de gerekmektedir. Çünkü nasıl ki bir insanın fizyolojik yapısı gereği yaşamını sürdürebilmesi için yemeye-içmeye ihtiyacı varsa, aynı şekilde beyin fonksiyonlarının sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için okuyarak beynini beslemeye de ihtiyacı vardır.

Nitekim özellikle son dönemlerde yapılan bilimsel araştırmalarda da okumanın, genci yaşlısı demeden bireylerin gerek zihinsel gerekse de bedensel gelişimlerine birçok yönden fayda sağladığı görülmüştür ve de ispatlanmıştır. Öte yandan, okumanın insanlara bireysel olarak sağladığı yararlar kadar toplumsal olarak sağladığı yararlar da bulunmaktadır ve bunlar tarihsel ve sosyolojik araştırmalar neticesinde birçok kez gözler önüne serilmiştir.

Okumanın insan hayatı üzerindeki etki alanı, bilimden sanata, ahlaktan kültüre, siyasetten ekonomiye kısacası insan varlığının söz konusu olduğu her alana kadar uzanmaktadır. Bu eylem o kadar büyük önem oluşturmaktadır ki, deyim yerindeyse dünyanın gidişatına yön vermektedir, diyebiliriz. Okuma eyleminin ehemmiyetini daha iyi bir şekilde ortaya koymak adına, dünya tarihindeki toplumsal olayların yansımalarına biraz yakından bakmak yerinde olacaktır.





Düşünün bir eylem düşünün…

Bir eylem düşünün ki, “insanı insanın kurdu” (Thomas Hobbes) olma durumundan çıkarıp, insanların yasalar oluşturarak bir çatı altında birlikte uyum içinde ‘iyi bir yaşam’ sürmelerine imkan tanımış olsun…

Bir eylem düşünün ki, feodal dönemde kendisinin ve yönetici sınıfının çıkarlarını korumak için din kisvesi altında okunacak tüm kaynakları kendi tekelinde toplayarak hegemonya kurmuş bir kurumun (yani Ortaçağdaki Kilisenin) tüm gücünü matbaanın icadıyla birlikte yerle yeksan etmiş olsun…

Bir eylem düşünün ki, ilk ayeti ‘Oku! (İkra)’ olan bir dinin yeryüzüne inerek döneminin tüm cehaletine karşı savaş açmış olsun… Her ne kadar bugün gelinen nokta itibariyle, bu dinin mensupları genel itibariyle okumayıp izleyip dinlemeyi terci etse de… Veyahut Arapçasını okuyup Türkçe mealini anlamalarsa da (Ali Şeriati’nin dediği gibi: “Okuyan okuduğunu anlamıyor. Dinleyen dinlediğini anlamıyor. Geriye ne kalıyor? Hafız’ın sesi güzel mi?)…

Bir eylem düşünün ki, neredeyse tarihin her döneminde ortaya çıkan baskıcı rejimlerin yasaklarıyla ve bir takım yaptırımlarıyla engellenmeye çalışılmasına rağmen, yaşamın bir şekilde kendisine yol açması gibi, her türlü baskı unsuru altında ve gerici sistem içerisinde kendisine yaşam alanı bulmuş olsun…





Kısacası bir eylem düşünün ki, yazının icadıyla birlikte başlayan insanın medenileşmesi sürecini başlatan ve bugüne kadarki bilimsel, teknolojik, ekonomik, siyasal, toplumsal ve kültürel gelişmelere kaynaklık etmiş ve bundan sonraki gelişmelere de ışık tutarak kaynaklık etmeye devam edecek olsun…

Bu yüzden bir devrimdir okumak… Aynı zamanda cehalete, bağnazlığa, zalimliğe, haksızlığa ve her türden kötülüğe karşı bir başkaldırıdır… Okumak bize acı da olsa gerçekleri tüm çıplaklığıyla gösterir ve bizleri harekete geçirtir… Çünkü onun insanları daldıkları cehalet düşlerinden uyandırma ve pembe yalanlarla kurulmuş hayali dünyaları yıkma gücü vardır… Başka hangi insan eylemi böyle bir etki yaratabilir ki?

Şimdiye kadarki değinilen hususlardan okumanın ne kadar önemli ve ciddi bir uğraş olduğu az çok anlaşılmaktadır. Peki, nasıl okumalı veya nasıl okumamalı?

Öncelikle şunun altına çizerek ifade etmek gerekir ki, okumak öylesine, hava atmak veya gösteriş için yapılan bir aktivite değildir, hobi değildir, hele hele fırsat veya vakit bulundukça kendisine zaman ayrılan bir meşguliyet hiç değildir. Çünkü okumak çok ciddi bir meseledir; Arthur Schopenhauer’ın da belirttiği gibi: “Her boş vakitte okumak insanı ahmaklaştırır, zihni felç eder.” Bu yüzden doğru okumayı yapmamak bizi daha tehlikeli durumlarla karşı karşıya bırakıp daha büyük hezeyanlara yol açabilir.

Tam anlamıyla sağlıklı bir okuma yapabilmek için insanların, bu eylem için vakit yaratması, hatta bu eylemi hayatlarının merkezlerine almaları gerekmektedir. Ayrıca bir metnin veya yazının hızlı okuma teknikleriyle hızlıca okunmaması aksine okunan şeylerin üzerine oturulup düşünülmesi, akıl süzgecinden geçirilmesi, tartışılması kısacası özümsenip hazmedilmesi gerekmektedir.

Özetle, okumak sevmek gibidir… Hassasiyet ister, özen ister, ilgi ister, önem ister, emek ister… Yani okumak da sevmek gibi önemli, ciddi bir iştir…

Sonuç olarak, böylesine önem arz eden bir konuda, ister bir çocuğa okuması için gofret veren bir bakkal, ister idealist bir öğretmen, ister ekol olmaya yolunda ilerleyen bir gazete, isterse de bir şehri muasır seviyelere ulaştırmayı amaç edinen bir yönetici olsun, insanları okumaya yönlendirecek ve onları bu aktiviteye teşvik edecek her türden girişim saygıya değer ve takdire şayandır. Çünkü bugün medeniyetleriyle ve gelişmişlik seviyeleriyle övünen toplumlar veya devletler bu övgülerini yalnızca ve yalnızca okumaya borçludurlar.

İyi okumalar…

Yorum Gönder


@name x