Felsefe her şeyden önce insanlığın ulaştığı en yüce düşünce etkinliğidir. Sadece bu yönünün idrak edilmesi bile aslında, neden felsefe okumaları yapıp bu etkinliğin içerisinde bir nebze de olsa yer almamız gerektiği konusunda bizlere yeterli nedeni vermektedir. Bunun yanı sıra  ‘Felsefe Tarihi’ni genel bir perspektiften ele alacak olursak, filozofların gerçekleştirmiş olduğu bu etkinlik sayesinde günümüzde ulaştığımız sosyal, siyasal, bilimsel ve ekonomik edimlerin tümünü felsefenin kendisine borçlu olduğumuzu görürüz.

Tam da bu nedenden ötürü felsefe tüm bilimlerin ve düşünce etkinliklerin ‘anası’ olarak kabul edilir. Çünkü bilimlerin ayrışması meydana gelmeden önce fizik, kimya, biyoloji, tıp, astronomi, sosyoloji, sanat, matematik, mantık gibi tüm bilimsel ve düşünsel faaliyetler felsefenin çatısı altında birleşerek bir filozofun çalışma sahalarını oluşturmaktaydı (hala bu disiplinlerin felsefeden yararlanmasından dolayı yine de tam bir ayrışmadan söz edemeyiz).

Felsefenin insanlığa kazındırdıklarının bilincinden hareketle, ‘Neden felsefe okumaları yapmalıyız?’ sorusuna cevap vermeye çalışırken genel hatlarıyla ‘felsefenin ne olduğu’ndan bahsetmek felsefe okumaları yapmanın gerekliliğini ve ehemmiyetini ortaya koymak açısından yerinde olacaktır. Çünkü bu yöntem bize sorumuzun cevaplanması hususunda önemli ipuçları verecektir.

Felsefeyi tanımlamak çok zor bir iştir. Bu konu hakkında birçok filozof referans alınıp bazı tanımlamalar yapılabilir. Ancak yine de tüm filozofların üzerinde uzlaştığı ortak bir felsefe tanımlaması olmadığından herhangi bir felsefe tanımlaması yapmaya kalkışmak hem yanlış olur, hem de birçok yönden eksik kalır (çünkü genel itibariyle filozofların varolana dair felsefeleri ve yaklaşımları önemli derecede farklılık gösterir). Dolayısıyla felsefenin ne anlama geldiğini ve onun ne türden bir etkinlik olduğunu ifade etmeye çalışmak daha doğru bir tavırdır.

Felsefe kelimesi etimolojik olarak “Bilgelik Sevgisi” anlamına gelmektir (kuşkusuz felsefe bundan çok daha derin bir anlama ve alana sahiptir). Ancak burada bilgelikten kastedilen şey kesinlikle çok bilgi sahibi olmak veya her şeyi bilmek değildir. Burada esas olarak kastedilen şey, felsefeyle bir tür yaşam anlayışına veya hayata dair bir görüşe sahip olmaktır.

Sokrates’in dünyadaki en bilge insanın kim olduğu bulma arayışı ve bu arayış sonucunda,  kendisinin en bilge kişi unvanını “Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir” sözüyle elde etmesi bize, felsefi anlamdaki bilgeliğin nasıl bir şey olduğunu en iyi şekilde anlatan anekdotlardan bir tanesidir. Yine Delphi’deki Apollon Tapınağı’nın girişinde altın harflerle yazılmış olan “Kendini Bil” sözü bize, felsefi anlamdaki bilgelikle asıl kastedilen şeyin –yani mütevazılığı esas alan bir etkinliğin- nasıl bir şey olduğunu başka bir şekilde göstermektedir.

Daha önce ifade ettiğimiz gibi felsefe bir çeşit etkinliktir. Bu etkinlik, belirli türden sorular üzerinde bir düşünme biçimidir. Yani bizlerin (suje) dışımızda varolan (obje) her şeyin bilme arzusundan hareketle şeylerin anlaşılmasını sağlamak için ortaya konulan sorular üzerinde bir düşünce biçimidir ve bu etkinlikte verilen cevaplarla asla yetinilmez soru sorma aktivitesi sürekli olarak devam eder.

Felsefe, merak etmekle, düşünmekle, kısacası akıl (rasyonalite) ile ilgili bir konudur. Onun en ayırt edici özelliği ise mantıksal argümanlar kullanıyor olmasıdır. Böylelikle ileri sürdüğü savlarda belirli bir doğruluğa, tutarlılığa ve mantıksallığa sahip olup diğer düşünme biçimlerinden önemli şekilde ayrılır (aynı zamanda felsefenin Antik Yunanda ortaya çıkmasını sağlayan mitos’dan logos’a geçiş, bu sayede gerçekleşmiş ve ön kabullerden, dogmalardan ve inançlardan oluşan ilkel düşünce sistemlerinden, ideolojilerden ve ahlaki öğretilerden büyük farklılık gösterir).

Felsefe tüm bunların yanı sıra, bir mutluluk ve hakikat arayışıdır. Ki bu, doğal, toplumsal ve siyasal düzenler içerisinde gerçekliğin peşinde koşarak hayatın gerçek anlamını ve amacını bulmaya çalışan, tüm insanlar için daha iyi bir hayat, daha iyi bir gelecek ve daha iyi bir dünyada mutlu olmalarını sağlamaya çalışan arayıştır (ütopyalar buna örnektir).

Şimdi temel kaygımızı oluşturan sorumuza yanıt verecek olursak; Evet! Felsefe okumaları yapmalıyız. Çünkü:

- Felsefe bize, bir tür yaşam anlayışı kazandırmaktadır. Bu sayede her insanın kendine has bir dünya görüşü ve şahit olduğu olaylar karşısında duruşu olacaktır. Bu da insanların düşünce dünyasını geliştiren ve zenginleştiren bir yöndür.

- Felsefe bize, sorgulamayı öğretmektedir. Bu sayede bizler etrafımızda olup biten şeylerin farkına varacak ve bize sunulan yalan, yanlış, çarpıtılmış şeylerin gerçeklikten ne kadar uzak olduğunu ayırt edebileceğiz. Sokrates’in “Sorgulanmamış yaşam yaşanmaya değmez.” sözü de bu bağlamda sorgulamanın insan hayatındaki yerinin ne kadar önemli olduğuna dikkat çekmektedir.

- Felsefe bize, aklımızı kullanmayı öğretmektedir. Bu sayede bizler, hem insan olarak diğer canlılardan ayrılan temel yönümüzün farkına varmış olacağız hem de Immanuel Kant’ın “Aklını kullanma cesaretini göster.” sözünün bir döneme damga vurarak bir dönemi kapatıp başkasını açan bu yetiyle potansiyelimiz farkına varıp neler yapabileceğimizin her zaman bilincinde olacağız.

- Felsefe bize, bilgi konusunda mütevazılık kazandırmaktadır. Bu erdem sayesinde insanların başkalarına başta bilgi olmak üzere herhangi bir sebepten dolayı kibirli davranmalarını önleyecektir. Bu da, bir kimsenin bir başkasından hiçbir şekilde üstün olmadığını bilginin alçakgönüllüğü yoluyla insanları erdemli varlıklar haline getirecektir.

- Felsefe bize mutlu olma ve hakikate ulaşma imkanını vermektedir. Bu imkan sayesinde bizler içinde bulunduğumuz doğal, toplumsal ve siyasal düzenlerde gerçeklik arayışında olarak hayatın gerçek anlamını ve amacını bulmaya çalışacak, tüm insanlık için daha iyi bir hayat, daha iyi bir gelecek ve daha iyi bir dünyada mutlu bir şekilde yaşama olanağını elde edeceğiz.

Anlaşılacağı üzere, tüm bunlar aynı zamanda bize felsefenin ne işe yaradığını da göstermektedir. Toplumdaki genel görüş ve bakış her ne kadar bu alanla uğraşanlara karşı pozitif olmasa da, kendilerine iyi bir tavır sergilenmese de, bu insanlara hak ettikleri saygı ve değer verilmese de yalnız bu okumaların gücü ve etkisi bile başta bu bakış olmak üzere birçok olumsuz şey değiştirilebilir. Çünkü felsefe buna muktedirdir.

Sonuç olarak, belki de bizlerin ortaya koyacağı felsefe etkinliği yalnızca filozof olmayanların “bilgelik sevgisi” uğruna yaptıkları iddialı olmayan, haddini aşmayan bir etkinlikten ibaret olacaktır. (bu bile başlı başına çok şey demektir!). Her ne kadar felsefe daha çok filozofların yaptığı bir etkinlik olsa da, bu etkinliğin içinde yer almak ve bundan bir nebze de olsa pay almak çok önemlidir. Çünkü insanlık anlamını felsefede bulur ve tam da bu nedenle insanlığın kaderi ve geleceği felsefenin varlığına bağlıdır.

Başta ülkemiz olmak üzere tüm dünyada felsefenin yeşerip gelişmesi umuduyla…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner97