Yazmanın, okumanın sanatın her dalında yadsınamaz bir yere sahip olduklarını gözden kaçırmamak gerekiyor. Daha da ileri gitmek gerekirse, iyi bir yaşam için yazmak veya okumak elzemdir.

Twitter’da gezinirken Ümid Gurbanov’un Nagisha Oshima’nın Japon yönetmen Akira Kurosawa ile yaptığı söyleşinin çevirisine denk geldim. Dünya sinemasının en önemli yönetmenlerinden olan Akira Kurosawa, bu söyleşide kendisine yöneltilen bir soruda, film çekmek isteyen genç, istekli ve hevesli yönetmen adaylarına tavsiyelerde bulunuyor. Olabildiğince basit anlatımla okumanın ve yazmanın önemini belirten Kurosawa’nın cevabını köşemden eksik etmek istemedim. 

Nagisa Oshima: Röportajı burada sona erdirirken şayet vereceğiniz bir tavsiye varsa Japonya’nın sayıları hakikaten de çok fazla olan hevesli genç nesil yönetmenlerine bir mesajı iletmenizi isterdim.

Akira Kurosawa: Kapımı çalan hevesli yönetmenlere en çok vurguladığım şey şu oluyor.

“Bu günlerde bir film yapmak çok para gerektiriyor ve yönetmen olmak da epey zordur. Yönetmen olmak için çok çeşitli şeyleri öğrenmeli ve deneyimlemelisiniz ve bu da kolaylıkla başarılacak bir şey değildir. Fakat gerçekten film yapmak istiyorsanız, öyleyse senaryo yazın. Bu durumda tüm ihtiyacınız olan şey, kalem ve kağıttır. Sadece senaryo yazarak bir filmin yapısı ve sinemanın ne olduğu hakkındaki incelikleri öğrenebilirsiniz.”

Onlara diyeceğim budur, ama yine de yazmayacaklardır. Yazmanın çok zor olduğunu düşünüyorlar. Öyledir de. Senaryo yazmak zor bir iştir. Yine de… Balzac, roman yazarları dahil tüm yazarlar için en önemli ve gerekli olan meziyetin her seferinde bir kelime yazmanın sıkıcı yükü karşısında sabırlı olmak olduğunu söylemiştir. Tüm yazarlar için ilk gereklilik budur.

Balzac’ın tüm o çalışmalarını aklınıza getirin. Sarsıcıdır bu, çünkü yaşamımız boyunca okuyup bitiremeyeceğimiz sayıda yazılı çalışmayı üretti. Nasıl yazdığını biliyor musunuz? Çok ilginçtir. Bir şeyler karalar ve ardından hemen baskıya gönderirdi. Her bir sayfa şu büyüklükte bir kağıt parçasına basılırdı. Basılı sayfalar ona geri geldiğinde orijinal yazının çok azı geriye kalıncaya dek kenar boşluklarında düzeltmeler yapardı. Daha sonra bu düzenlenmiş halini baskıya gönderirdi. Güzel bir çalışma yöntemidir bu, tabii baskı makinesini biraz yorsa da. Bu yöntem sayesinde bu kadar çok şey üretebildi.

İşin bir boyutu olabilir bu, ama en önemli şey, gerekli uzunluğa ulaşıncaya dek her seferinde bir kelime yazma sabrına sahip olmaktı. Çoğu insan bu sabırdan yoksundur. Ancak bir kere alışırsanız, zahmetsizce yazabileceksinizdir. Bir senaryo yazmak için ihtiyacınız olan şey sadece kağıt ve kalemdir.

Naruse ve ben yazmak için bir handa kalırken, odasına onu ziyarete giderdim. Masasında yazmak için bir kağıdı ve kalemi olurdu. Sohbet ederken, zaman zaman bir şeyler yazardı. O yazdıkları harika metinlerinden birine dönüşecekti.

Komik bir anımız var: Ne yazdığına bakmak istedim bir keresinde, o da kıkırdadı. Falan filan karakterlerin bir odada bir şeyler yaptığını yazmış. Sadece “bir şeyler” yazmış! Ne olduğu belli değil. Naruse için bu açıklama yeterliydi, çünkü işi yönetmekti. Belirtmesine gerek yoktu. Fakat “bir şeyler” yazısını görmek komikti.

Yazmanın sıkıcı bir yük olmasına alışmak zorundasınız. Gün boyunca oturup usul usul yazarsanız zorluk yaşamış olsanız bile en azından iki veya üç sayfa yazmış olursunuz. Ve bunu sürdürürseniz, nihayetinde birkaç yüz sayfa yazmış olursunuz.

Bence günümüz gençleri işin sırrını bilmiyorlar. Başladıkları gibi hemen sonunu getirmek istiyorlar. Bir dağa tırmanmaya gittiğinizde size ilk söylenen şey, tırmanırken zirveye değil, yere bakmanızdır. Her seferinde adım adım sabırla tırmanmayı sürdürürsünüz. Sürekli zirveye bakarsanız, ümitsizliğe düşersiniz. Bence yazmak da buna benziyor. Yazma işine alışmanız gerekiyor. Bunu acı verici değil, rutin bir şey olarak görmeyi öğrenmek için çaba harcamanız gerekiyor. Oysa çoğu insan yarı yolda vazgeçmeye meyillidir. Yanımdaki genç yönetmenlere bir kere vazgeçerseniz, olay bitmiştir derim, çünkü alışkanlık haline gelir bu ve işler zorlaşır zorlaşmaz vazgeçersiniz. Ne olursa olsun ta ki bir çeşit son buluncaya dek sonuna kadar yazmalarını söylüyorum. Diyeceğim şu: “Yarı yoldayken işler zorlaşsa bile, asla bırakmayın.” İşler sarpa sarınca, pes ediyorlar hemen.

Aynı zamanda, günümüzde gençler kitap okumuyorlar. Rus edebiyatını derinlikle okuduklarını düşünmüyorum. En azından belli düzeyde okumaları önemlidir. İçinizde zengin kaynaklarınız olmadıkça bir şeyler yaratamazsınız. Bu yüzden, yaratma bellekten doğar derim sıklıkla. Bellek, yaratıcılığınız için kaynaktır. Hiçlikten bir şeyler yaratamazsınız. İster okuduklarınızdan ister kendi yaşam deneyimlerinizden olsun içinizde bir şeyler yoksa yaratmayı başaramazsınız. Bu bağlamda, her zaman farklı şeyler okumak önemlidir. Günümüz romanları gayet iyiler, ama bence insanlar klasikleri de okumalılar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.