E-GAZETE

JURNALIST VE JURNALISM

01 Şubat 2012, 09:13
MEHMET ŞAFİİ EKİNCİ


JURNALIST VE JURNALISM
 
 
Merhaba sevgili dostlar.
 
Haftada ya da iki haftada bir yazı yazdığım Batman Çağdaş gazetesinin “yazarlarından” birinin yazısına takıldı kafam.
 
Mahlas kullanan “gazeteci” şöyle yazmış benim de yazdığım gazetede…
 
“Gazetecilik, tanımlaması “Zor” olarak nitelendirilen bir meslek türü. Gelişmiş ülkelerde “Gazetecilik” saygın bir meslek ama “G”azetecilik ise pek ciddiye alınmayan bir “B”türü gazetecilik sınıflandırması...

Gazetecilik: ilkeli, tarafsız, objektif olmayı gerektiren unsurlar içerir ama ne yazık ki “G”azetecilik ise, siyasal bir partinin misyonunu, duygusal tepkimeler, objektif kriterleri değer yargılarından arındıramamakla kendini gösterdiğine tanık olabiliyoruz. 

Kendi içimizde de olduğu gibi çoğu yerel gazetelerde de “G”azetecilik yapılıyor/ yapılabiliyor. Bunun örneklerini görmek oldukça basit. 

15 günde bir, yazı yazarak; ortamda yer etmek ve kendini tanıtmak adına “Gazeteci” olduğunu söyleyenlerle görüyor/ yaşıyoruz. Onlar ne kadar gazeteci olduklarını ifade etseler de aslında “G”azeteci olmaktan öte bir şey olmadıklarını hem iyi okur hem de bu mesleği iyi yapanlar analiz edebiliyor. “
 
Sataşmayı, belden aşağı vurmayı, ipe-sapa gelmez konuları işlemeyi kendine şiar edinen bu zati namuhtereme cevap yazmak gereği duydum ben de. Çünkü cevap hakkı doğuran bir yazı bu…
 
Bu toplumun aydınlarına, kurumlarına ve değerlerine saldırarak onlara çamur atmanın ne ilk ne de son örneğidir bu son yazdıkları.
 
Yazılarındaki uçukluk, düzeyindeki sığlık, örtülü, haksız, seviyesiz ve çapsız yaklaşımı adam olanda tiksinti uyandırıyor. Açıkçası benim midemi bulandırıyor.
 
Bu güne kadar yazmış olduğu yazılara bakıldığında, içinde bulunduğumuz düzende kendine Mitolojik bir paye çıkaran bir Anka kuşu sanırsınız onu.
 
Lümpen ve seviyesiz yaklaşımlarıyla cemaatlere girme çabası içerisindeyken, düşüncelerinin bir ucu İsrail’e, diğer bir ucu Amerika’ya bükülmekte.
 
Batman gibi küçücük bir şehirde yazdığı yazıların altına ismiyle imza atamayacak, arkasında duramayacak denli korkmakta ve “keskin kalemiyle” sağa-sola, özellikle de sola saldırmakta.
 
Eminim, yerimde siz de olsanız üç-beş satır yazı yazarak cevap vermeye çalışırdınız.
 
Birkaç yıl önce Batman Çağdaş Gazetesi yazı işleri müdürü Sayın Arif Aslan’ın daveti üzerine bu gazeteye yazılarımı göndermeye başladım. Onlar da yazılarıma dokunmadan, sansür uygulamadan basıp yayımladıkları için yazmaya devam ettim Batman Çağdaş Gazetesinde.
 
Bu güne kadar yazdıklarımı okuyanlar çok iyi bilirler ki yazdıklarımın konuları bireyler değil, sistemler, ideolojiler ve faşizan yönetimlerdir. Kaldı ki hiçbir zaman kendimi bir gazeteci ya da yazar olarak tanımlamadım.
 
Çünkü gazetecilik bir meslektir ve istihdamı gerekli olan bir çalışma alanıdır. Haber peşinde koşmaktır. Haber olacak yaşanımların izini sürmek, onları deşifre etmek ve kamuoyuyla paylaşmaktır gazetecilik.
 
Ben ve benim gibilerin yaptığı ise sistemi ve onun uygulamalarını irdeleyerek yorumlamak ve yazmaktır. Amacım, yaşam alanında sorumluluk sahibi onurlu her aydın gibi, korkusuz, yalan-dolansız düşünce ve fikirlerle yazı yazarak düşüncelerimi paylaşmak olmuştur.
 
Benim için hayatın en zor anı kendimi anlatmak için çabaladığım andır. Bana sorulmadığı sürece şimdiye kadar yaptıklarımla ilgili olarak beyanatlarda bulunmak ve onları CV’ de olduğu gibi sıralamak gibi bir âdetim olmamıştır. Olamaz da…
 
Hayatım boyunca yazdığım hiçbir yazıdan, yorumdan, makaleden ya da öyküden 25 kuruş para almış biri değilim. Gazete, dergi ve kitaplar için yaptığım Kürtçe, Türkçe ve İngilizce hiçbir çeviri için ücret talebinde bulunan biri olmadım.
 
Yaşamım boyunca İnsan Hakları Mücadelesinde fiili olarak yer aldım ve bu felsefeyi şiar edindim.
 
Tek derdim okumak, öğrenmek ve paylaşmak; bazen de yazmak.
 
Peki insan neden yazı yazar!
 
Yazı yazmak bazen kişinin kendini dinlemesi iken bazen de kendini dinletmesidir.
Düşüncelerine yön ararken, yolunu bulmasıdır bazen. Bazen de bulunulan yolda yürümek için çoğalma isteğidir insanın.
 
Yazı yazmak, yazı kışa çevirenlerin karşısında baharı müjdelemektir.
Velhasıl, geri kalmış, geri bıraktırılmış halkların coğrafyasında muhalif olmak, fırtınalara göğüs germektir yazı yazmak.
 
Kolay değildir yazabilmek, “yazar” olmak.
 
Önce okur-yazar olmak gerekir, ama neyi okuyup neyi yazacağın çok önemlidir.
Eğer okuduğun şeylerin yaşadığın dünyada hiçbir kiymeti harbiyesi yoksa yazdıklarının da bir ehemmiyeti yoktur, Doğruyu okuyacak, doğruyu yazacaksın!
 
Sonra yaşadığın coğrafyada toplumcu-gerçekçi olacaksın!
 
Eğer içinde yaşadığın toplum ezginse, mağdursa, yönetenler tarafından yok sayıla gelmişse, mesela ulusal etnisitesi inkâr edilmişse, dili yasaklanmışsa, geri bırakılarak namerde muhtaç edilmişse onun tarafı olacak, onun hakları için mücadele edecek, elinden geleni ardına komayacaksın, gerçekleri yazacaksın!
 
Bilimsel yargılarla düşünecek onurlu bir insan olarak tavırlı, tepkili ve taraf olacaksın.
İdeolojin, bilgin ve aydın tavrın insanlık için mıskalı zerre de olsa aydınlık olacak.
Doğruyu görecek ve doğruyu yazacaksın. Marks kadar gerçekçi, Rumi kadar aydınlık, Che kadar devrimci olacaksın ya da onlardan feyiz alacaksın öyle yazacaksın!
 
Kişilikli, onurlu ve şerefli olacaksın. Hayatla, inançla, felsefeyle ilgili sahip olduklarını elbise değiştirir gibi değiştirmeyeceksin. Bir gün kötü dediğine başka bir gün iyi, öbür gün tekrar kötü demeyeceksin. Neyse onu yazacaksın!
 
Sözünün ve yazdıklarının eri olacak, yazdıklarının arkasında duracaksın. Yazdıklarını savunacaksın. Ya devletçi, ya cemaatçi ya da karşı olacaksın; Hepsi birden değil, neysen o olacak, “o”nu yazacaksın.
 
Köklü olacaksın. Kökün ekmeğini yediğin toprağın derinliklerine kadar inecek, o torağın içindekilerden besleneceksin. Bir ömür boyu o toprağın suyu ve havası ile büyüyecek, dallanıp budaklanacaksın. O coğrafyadaki sıcaklık ateş düzeyine çıktığında sana yaslananlara gölgenle nefes olacak, yüreklerini ferahlatacaksın.
 
Gübresiz olacaksın. GDO olmayacaksın. Sıcaktan, ateşten çatlamış memleket toprağının çatlakları kadar BÜYÜK harflerle yazacak, bir ağız dolusu çığlık atacaksın, yetmeyecek o toprağın gerçeklerini dağa-taşa yazacaksın!
 
Göçmen bir devşirme gibi değil, yaşadığın, ekmeğini yediğin coğrafyanın halkları arasında yiğit, MAHLAS’sız, kendin olacaksın, öyle yazacaksın!
 
“Jürnalist” değil “writer” olacaksın.
 
Yasama, yürütme, yargı troykasının sesi olarak değil, dünyanın her yerinde olduğu gibi, bu kurumların karşısında halkın sesi olacak ve basının dördüncü kuvvet olduğunun farkında olacaksın, öyle yazacaksın!
 
Yazı yazdığın dile hâkim olacak, en azından yazma kurallarını bilecek, literatürde bile yer almayan lümpen kelimelerle insanların kafasını karıştırmayacak “dezenforme” etmeyeceksin, bildiğin kadar yazacaksın!
 
Sen ya bildiklerin, fikirlerin ve yaşadıkların kadarsındır ya da yazı yazarak attığın çamurlar kadarsındır.
 
Çamur atmayacaksın, yazılarını mertçe adınla mahlassız yazacak, “ben sizi kastetmedim” demeyeceksin!
 
Ya Jürnalist olacaksın, ya da gerçek bir yazar!
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Bu makale 1377 kez okundu
Yükleniyor...
Yorumlar yüklenirken lütfen bekleyiniz...

YAZARIN DİĞER KÖŞE YAZILARI