“Paris’te bir adam öldürülürse bu bir cinayettir, doğuda elli bin insan boğazlanırsa bu sadece bir meseledir.” Ünlü Fransız düşünür Victor Marie Hugo’nun zamanı ve mekanı aşan bu tespiti günümüz dünyasını kapsayan ve belki de gelecek zamanlardaki dünyalarda da geçerliliğini sürdürecek olan önemli bir ‘insanlık durumu’ tasvir etmektedir.

İnsan nedir? Veya sorumuzu daha da açmak gerekirse insanı insan yapan, bir insanı diğer insanlarla aynı kılan şey-şeyler nelerdir?

En doğal şekilde bir insan tanımlaması yapmaya kalkışacak olursak bu tanımın içerisine, renk, dil, din, ırk ve etni-site demeden tüm insanları kapsayacak olan belirli bir takım ortak fiziksel, zihinsel ve ahlaksal özellikleri koyarız. Ne var ki insanlık tarihi boyunca bazı kesimler bu tanımı kendi mensup olduğu ırk, din, dil, grup, cinsiyet vs özellikler çerçevesinde oluşturmaktadır. Koca insanlık tarihi ise deyim yerindeyse bunu gösteren olaylarla dolup taşmaktadır: Kölelik sisteminden tutun da kadın-erkek eşitsizliğine, ırkçılıktan din savaşlarına kadar neredeyse tüm insanlar arasındaki her türlü farklılığa dayanan ve bu farklılıkları kendisine temel alan bir ‘üstünlük’ ve ‘ötekileştirme’ savaşı verilmiştir ve verilmeye de devam etmektedir.

Hiç kuşkusuz bu ‘insani olmayan’ savaşın karşında duran, kötü gidişata bir nebze de olsa ‘dur!’ demeye çalışan –herkesin de malumu olan- kişi veya kişiler bulunmaktadır. Ancak, ne yazık ki söz konusu mücadele lokal ve sınırlı kaldığından ötürü şuan ki durum çok fazla iç açıcı olmamakla birlikte daha da vahim bir hal almıştır.

Nasıl mı? Şöyle ki, insanlık tarihi boyunca üstünlük ve ötekileştirme savaşına karşı verilen eşitlik, adalet, özgürlük ve kardeşlik mücadelelerinin (Fransız Devrimi bu mücadelelerin en önemlilerindendir) günümüz dünyasında gerçek anlamda pek de bir karşılık bulamadığı görülmüştür: Çünkü sergilenmeye çalışılan ‘insancıl yaklaşımlar’ samimiyetsizlik ve sahte duygudaşlıktan öteye geçememiştir.

Dünya tarihinde, ilkçağlardan günümüze kadarki süreç içerisinde bunun birçok örneği mevcuttur. Çok uzağa gitmeden yakın tarihte meydana gelmiş olan yani Ortadoğu’da cereyan etmiş Irak’ın işgalini konumuz bakımından inceleyebiliriz. Bilindiği üzere, diktatör Saddam Hüseyin rejimi altında katledilen, işkence gören ve zulme uğrayan Irak halkı ABD’nin ‘Sözde İnsan Hakları ve Demokrasi’ vaatleriyle kurtuluşa erecekti. Beklenilenin aksine sonuç, Irak’ın nihai kurtuluşu yerine Irak’ın işgali oldu. Tüm dünya yazılı ve görsel medya aracılığıyla ABD’nin asıl amacının Irak’taki insanlara huzur ve barış getirmek olmadığını gayet iyi bir şekilde gördü; tam aksine onların tek meramlarının Iraktaki karışıklılıktan faydalanarak sadece oradaki Petrol’ü ele geçirmeye çalıştığını anladı. Nihai sonuç: İnsan kanının petrolden çok daha ucuz olduğunu ispatlayan, insanlığın anlına sürülen ‘kanlı emperyalizm lekesi’.

Bugünlerde ise bir süredir Ortadoğu’da boy gösteren şimdilerde ise Batılı devletleri de hedef almaya başlayan bir terör oluşumuyla karşı karşıyayız. Aslında Işid veya diğer adıyla Daiş’in son terör eylemlerinde Batıyı hedef almaya başlaması sayesinde konumuzun başında beri vurgulamaya çalıştığım ‘eşitlik bağlamındaki insanlık değeri’ bakımından bize önemli göstergeler sunmaktadır. Şöyle ki, bugüne kadar daha doğru ifadesiyle ucu Batı’ya dokunana kadar Orta Doğu’daki ölümlere göz yuman, Suriyeli mültecilerin çığlıklarına aldırış etmeden yaşanan insanlık dramını sıcak koltukları başında tepkisiz bir şekilde (bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığıyla) takip eden Batı insanı terörün ne olduğunu, bir nebze de olsa oradaki insanların neler hissettiğini en vahim şekliyle idrak etmeye başladı.

Bu bir insanlık uyanışına yol açabilir mi? Açıkçası pek sanmıyorum. Çünkü Ortadoğu’da, on yılı aşkındır Afganistan’da ölen üç buçuk milyon, Irakta ölen iki milyon, Suriye’de iki yüz bin, Filistin’de ölen yüz binlerce insan ve göç etmeye zorlanan milyonları bulan Suriyeli mülteciler hala Fransa’daki iki yüz insan etmiyor, ne yazık ki edemiyor! Çünkü Batı ikiyüzlü… Çünkü Batı insanı sadece insan…

Burada Türkiye medyası da dahil olmak üzere evrensel medyaya özel bir parantez açmak gerekmektedir. Çünkü söz konusu ‘eşitlik bağlamındaki insanlık değerini’ en iyi şekilde haberlerde ve gazete manşetlerinde görebilmekteyiz. Bugüne kadar gerek Işid’in gerek El-Kaide’nin gerekse de başka terör örgütlerinin hiçbirinin eylemleri Batıyı hedef alıp onları tehdit etmediği sürece doğru dürüst gündeme bile getirilmemekte; gündeme getirildiğinde bile üstten küçümser tavırlarla değerlendirilmeye tabi kılınmaktadır. Terör Doğu topraklarını kasıp kavurduğunda bile Doğuya sadece rant gözlükleriyle bakan Batı, yaşanan ölümleri ve meydana gelen insanlık dramını Doğuya özgü normal bir şeymiş gibi sıradanlaştırmakta ve sadece en dehşet verici durumlarda‘sahte’ insanlık rolünü oynamaktadır. Ancak, ne zaman ki tehdit kendilerine yönelirse işte o zaman bütün dünya ayağa kalkmakta ve gerçek insanlık değeri sergilenmeye başlanmaktadır…

Hemen bu bağlamda biraz daha özel bir perspektiften Türkiye medyasını ele aldığımızda durum çok daha traji-komik bir hale bürünmektedir. Gerek insan hakları ve demokratik değerler gerekse de diğer insani ve ahlaki durumlarda Batının pekte umurunda olmayan Türkiye’nin ve Türkiye insanı ile medyasının/basınının Batıda yaşananlara bu denli hassasiyet göstermesi, hatta bu olayları kendi topraklarında gerçekleşen oldukça mühim olayların da önüne geçirmesi gerçekten çok şaşırtıcı ve anlam verilemez bir durumdur. Tabi dünyanın her neresinde olursa olsun herkesin teröre karşı sert bir tavır takınması ve buradaki hassasiyet doğrultusunda hareket etmesi gerekmektedir (bu insanlık durumunun gerektirdiği bir şeydir). Ancak Türkiye’de vuku bulan her türden terör eylemlerinin bu denli ekranlara yansıtılarak büyük bir hassasiyetle analiz edilip önemsendiğine ne yazık ki tanık olamadık ve pekte olabileceğimize de benzemiyor (belki de Batıya gösterilen özen kendi topraklarımıza gösterilseydi şimdi çok daha farklı noktalara ulaşmış olurduk). Şimdi burada onlara sormak istediğim tek soru şu: Hala bitmedi mi bu Batı sevdanız ve hayranlığınız?

Görünen o ki ‘Batı ile Doğu insanı’ arasındaki ayrım uzun bir süre daha devam edeceğe benziyor. Ancak unutulmamalıdır ki, Doğu Batı demeden ve hiçbir ayrım gözetilmeden ortak insanlık olgusu oluşturulmadığı müddetçe insanlığın hiçbir sorunu nihai çözüme kavuşamayacaktır… 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.