İçinde bulunduğumuz modern(bazı çevrelere göre post-modern) çağda, günlük konuşmalarımızdan tutunda yaptığımız tartışmalara, yaşam tarzlarımıza, dünyaya ve hayata dair olan tüm görüşlerimize yön vererek düşünsel sürecimizi biçimlendiren birer ‘ideoloji’ anlayışı bulunmaktadır. Bu ideolojik anlayış doğrultusunda tüm olay ve olgulara yaklaşmakta, bunun ışığında bir takım çıkarımlarda ve yargılarda bulunmaktayız.

Böylelikle sağcı-solcu, komünist-milliyetçi, dindar-ateist, laik-şeriatçı, feminist-ataerkil, muhafazakar-yenilikçi, radikal-ılımlı, şu veya bu partili ve bunun gibi daha bir çok gruba ayrılarak belirli bir ideoloji anlayışı içerisinde taraflaşarak düşüncemizi ve fikirlerimizi beyan etmekteyiz.

Peki, ideoloji nedir? Nasıl bir yapıya sahiptir ve hangi amaçla kullanılmaktadır? Gerçekten ideolojilere ihtiyacımız var mıdır veyahut ideolojisiz yaşayamaz mıyız?

En genel anlamda ideolojiye şu tanımlamalar yapılmaktadır: “Genel olarak, bir siyasi partinin inançlarını, temel ilkelerini ifade eden bir politik ideolojide olduğu gibi, şu ya da bu ölçüde tutarlı inançlar kümesi; siyasal ya da toplumsal bir öğreti meydana getiren ve siyasal ve toplumsal eylemi yönlendiren düşünce, inanç ve görüşler sistemi; bir topluma, bir döneme ya da toplumsal bir sınıfa özgü inançlar bütünü; bir toplumsal durumu yansıtan düşünceler dizgesi; insanların kendi varoluş koşulları ve ilişkilerinden doğan yaşam tarzlarıyla ilgili tasarımların tümü.”

İlk olarak Fransız Devrimiyle birlikte kullanılmaya başlanan ideoloji kavramı, başlangıçta “idelerin bilimi” olarak olumlu bir anlamla belirlenmiştir. Daha açık bir şekilde ifade edecek olursak ideoloji, idelerin yani fikirlerin bilimsel bir içerik kazanarak ayakları yere sağlam basmayan, öylesine söylenen içerikten yoksun fikirlerle ayakları yere sağlam basan, belirli bir sistematik içerisinde argümanlara ve belirli bir mantığa dayanan fikirlerden ayırmak amacıyla oluşturulan bir düşünce sistematiği olarak geliştirilmiştir.

Bu yönü itibariyle ortaya çıktığı ilk yıllarda çok önemli bir yere sahip olmuştur. Öyle ki, günümüze kadar uzanan ideoloji tartışmaları hala her türlü siyaset tartışmasının tam merkezine oturmaktadır. Bu da siyasetin sürdüğü dünyadan ideoloji tartışmasının da ebedi bir mahiyette olmasını gerektirmektedir.

Ancak, zamanla yaşanan politik değişimler sonucunda bu kavram olumsuz bir içerikle anılmaya başlanmıştır. Nitekim ideoloji kavramı, 19. yüzyıldan itibaren söz konusu bilimsellik statüsünü yitirerek, rasyonel(akılcı) düşünce ve açık seçik algının önündeki, başkalarının, özelliklede politik düşmanlarının-rakiplerini düşüncelerini olumsuz etkilediği veya çarpıttığı düşünülen bir tür engel olarak yorumlanmıştır. Yaratılan yanlış intibalar sonucunda ideolojiler birer “yanlış bilinçler” halini almış ve bu şekilde bir kullanıma tabi kılınmıştır.

Bunun yanı sıra ideoloji hakkındaki bilginin yetersizliği sonucunda da gerçeklilik zeminini kaybetmiş görüşler ortalığı kaplayarak ideolojiyi büyük ölçüde dezenformasyona uğratmıştır. Giderek bir şeyin bilimsel olduğunu söylemek o şeyin ideolojik olmadığını söylemekle aynı

anlama gelmiş; artık egemenlerin akıl dışı temelleri ve din adı altında ileri sürülen safsatalarının kendisi birer idol(put-önyargı) yani bugünkü anlamıyla ideolojiler olarak anılmıştır.

Kendisine yüklenen söz konusu anlamı içinde ideoloji, yanlış ya da anlamı bozdurulmuş-değiştirilmiş fikirler, inançlar bütününe; bir toplumda hakim sınıfın fikirler dünyasında yarattığı, somut gerçeklikten kopuk olup, toplumdaki egemen sınıfa ezilen sınıf üzerindeki ekonomik egemenliğini ve iktidarını pekiştirme imkanı veren fikirler toplamına karşılık getirilerek bu amaçla kullanılmıştır.

Burada çok açık bir şekilde görüldüğü üzere, bu durumun yaşanmasındaki en önemli etken, egemenlerin egemenliklerini, güçlerini ve ekonomik çıkarlarını güvence altına alma ihtiyacıyla karşı karşıya kalmaları sonucunda, bizzat kendileri tarafından idollerin yaratılması ve toplumun en geniş tabanına onaylatılması-kabul ettirilmesi olmuştur.

Egemenler bunu, tutkunu oldukları güç sevgisi ile iktidarlarını koruma istemini ideler aracılığıyla maskelemiş, kendisini birer ide olarak dışsallaştırmıştır. İktidarı veya gücü elinde tutanlar, üst yapıda yasalarla kendi iktidarlarını yalnızca bu sayede onaylayabilmektedirler. Bu doğrultuda egemenler, kendi çıkarlarını koruyacağına inandıkları “önyargıları” sağlamlaştırmakta ve hakimiyetlerini mümkün olduğunca sürdürmektedirler.

Özellikle kapitalist sistemdeki düzen içerisinde, büyüklerin(azınlık olup güce sahip olanlar, egemenler) önyargıları küçükler(çoğunluk olup güçten yoksun olanlar) için birer yasa olarak kabul görmektedir. Böylelikle de önyargılar egemenlerin iktidarını sürdürmelerinin aracı olmaktadır. Dolayısıyla önyargı, egemenlerin bilinçle başvurdukları, iktidarlarını sağlamlaştırmanın yalanından başka bir şey değildir.

Kısacası 19. yy.dan günümüze kadar gelinen süreçte egemenlerce yaratılan ideolojiler, egemenliklerinin birer aracı olarak kullanarak aklın ve düşüncenin önüne set çekerek, ancak bunların rehberliğinde ulaşılabilecek olan gerçek bilginin üzeri örtülerek, bir takım ideler ve idoller yaratılarak, kendi amaçlarına hizmet edecek ve halkı da ardından sürükleyecek amaçlarla kullanılmaktadır. Bunun en doğal sonucu olarak halk arasında sığ tartışmaların yaşanmasına, karşılıklı hakaretlere girilmesine, incitici ve yaralayıcı saldırılara başvurulmasına, gruplaşmalara ve hatta insanların birbirilerine düşman kesilmelerine sebebiyet vermektedir.

Halbuki Antoine Destutt de Tracy’nin de belirttiği gibi, ideolojinin asıl görevi insanların zihinsel yeteneklerini araştırmaya götürmek olmalıdır. İdeoloji bunu yaparken hiçbir şekilde çarpıtılmış ve kendi amacı doğrultusunda uydurulmuş din ve batıl inanç benzeri görüşleri dikkate almamalı, tam bir doğa araştırması yapıyormuşçasına hareket etmelidir. Çünkü gerçek anlamda ideoloji insanın bilgisine ve anlayışına gerçek doğrultusunu kazandırmakla yükümlü olup akla ve mantığa uygun davranmayı öğütlemelidir.

Tracy’e göre ideoloji, fizik, matematik oranında kesinliğe sahip olan bir felsefi bilimdir. Nitekim Ulusal Enstitü de, “idelerin bilimi” anlayışını, rasyonel bir devlet ve onun bir amacı olan eşitliği, özgürlüğü sağlaması için bir temel olarak görerek, ideolojilerin gerçek anlamda

nasıl kullanılması gerektiğine işaret eder. İdeolojiye hak ettiği yeri ve değeri vermek ancak bu anlayışa riayet ederek mümkün olur.

O halde bizlere düşen, eğer gerçekten yapabildiğimize inanıyorsak asıl(orijinal) anlamında ideolojiye ve bizi sevk ettiği ideolojik düşünceye sahip olmaktadır. Aksi takdirde karşı karşıya kalacağımız durum kaçınılmaz olarak yanlış bilinç olacaktır. Bu da bizi yine bazı egemenlerin çıkarlarının maşası yapacaktır. Bu yüzden izleyeceğiz yol mümkün mertebe aklımızı ve düşünsel sürecimizi mantıklı olana yönlendirerek ideolojik sınırları aşıp bu kısır döngünün dışına çıkmak olmalıdır. Unutulmamalıdır ki ideolojiler hayata ve dünyaya bakışımızın birer aracı yani sahip olduğumuz gözlüklerdir. Bize dayatılanlarla düşünmek zorunda değiliz, zincirlerimizi kırarak ve putlarımızı yıkarak felsefenin gösterdiği yolda hakikate ulaşmaya çalışmamız temel amacımız olmalıdır.

Herhangi bir ideolojiyi benimseyebiliriz, bize yakın gelen düşüncelerimizi yansıttığını sandığımız herhangi bir ideolojiyi seçebilir ve doğrultuda hareket edebiliriz; ancak insanlık değeri ve hakikat her türlü ideolojinin üzerinde yer alır. Bu nedenle bir insan kendini hangi ideolojik anlayış içerisinde tanımlarsa tanımlasın, hangi görüşte yer alırsa alsın insanın ve hakikatin karşısında olan ideolojiler kati bir şekilde terk edilemez değillerdir. Özellikle de bu ideolojiler insana, insan yaşamına, insanlık değerlerine ve hakikate zarar veriyorsa çok kolay bir şekilde terk edilebilir ve edilmelidir de. Çünkü insan hayatından daha mühim olan hiçbir dava yoktur.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.