Geçtiğimiz günlerde gözümün şahit olmasını istemediğim bir manzarayla karşılaştım. Hayyam'ın bir dizesinde konakladım: ''Akılla konuşmam oldu dün gece''.

Ne oldu, ne gördü bu diye soruyorsunuzdur. Ne olmuyor, ne görüntüler oluşmuyor ki...

Karşılaştığım manzaranın mekânını sıkıntıya düşürmek istemiyorum, bu sebeple olayın gerçekleştiği yeri kesinlikle açıklamayacağım. Ve sorunun tamamının veya büyük çoğunluğunun mekândan kaynaklandığını düşünmüyorum. Sorun daha derinlerde, çok daha dipte.

... Başımı sağa çevirdiğimde, maksimum 15 yaşlarında olan, giysilerinin yırtılmamış yeri kalmayan,  iki çocuk gördüm. İçki reyonunun önünde içki seçiyorlardı. Belliydi ki işçiydiler ve çok ağır bir işte çalışıyorlardı. Dolapları bir açıp bir kapatıyorlardı; içkileri ellerine alıp geri bırakıyorlardı. Arkalarında onları gözetleyen adamdan rahatsız oluyorlardı. Birbirlerine kızmaya başladılar, karar veremedikleri için. Belliydi ki ilk defa içki içeceklerdi. Kasaya gittiklerinde gözleriyle basmadıkları yer bırakmadılar. Başımı indirdim. Gözlerinden kaçabildim ama gözlerimden kaçamadım.

Bu manzaranın karşısında durdum ve içimdeki sese bıraktım kendimi. ''Hepimiz suçluyuz ve cezamızı çekeceğiz. Bir şeyler yapmalı. Bu böyle olmamalı'' diye diye yürüdüm daha önce yürümediğim sokaklarda.

Hayatı zincire benzetmek abes kaçmaz.

Zinciri oluşturan tek bir halka ve hatta tek bir halkayı oluşturan elementlerin önemi yüksektir.

Tek bir halka önemsiz görülebilir ama zinciri dağıtmaya gücü yeter. Zincir açıldığında hiçbir şey eskisi gibi olmaz; ya kaybolur bazı değerler ya göçüp gider bazı insanlar ya da yok olma yolunda bir süreç başlar.

15 yaşındaki işçi iki kardeşimiz, canımız, yarınımız, parçamız bu çocuklar kazandıkları az maaşlarının çok bölümünü içkiye ayırıyorsa düşünecek, yapacak birçok şeyimizin olduğunu düşünüyorum.

Erken yaşta çalışmaya başlamış olan çocuklar (kim bilir belki 10 yaşlarında başladılar) iç dünyalarında yaptıkları yolculukta birçok yanlışın esiri oluyorlar. Uzaklaşıyorlar, sinirli oluyorlar. Dönütü ne oluyor bunun peki? 15 yaşlarında olan iki çocuk üzerinden gidelim.

O gün bu çocuklar büyük ihtimalle içki içti

Dertlerini birbirlerine açtılar

Kızdılar, içlerinden ağladılar

İçmediklerinde konuşamadıklarını içtikleri vakit konuşabildiklerini fark ettiler

Ya sokakta uyudular ya da gece vakti gizliden eve girip uyudular

Uyandılar

Yeni biri oldular

Esiri oldukları yanlışların sesiyle dertlerini içkisiz bırakmamaya karar verdiler

Uzaklaştılar:

Kazandıkları az para yetmemeye başlayacak,

İçki lazım olacak,

Gece yarısı ya sokakta geçen birinin canını alacaklar ya da gasp edecekler,

Ya da günü gelecek hırsızlık yapacaklar,

Ve dahası...

Kötülüğün bütün türevlerini yapmaya müsait olacaklar.

Kim ölecek, yara alacak peki? Önce içimizden birileri, sonra o çocuklar, en sonunda yarınlarımız.

                                                                                   :

Peki, ne yapabiliriz?

Çocukların her türlü sorununa kulak vermeliyiz. Hatalarında destek olmalıyız. Sanatın, bilimin varlığından haberdar etmeliyiz çocukları. Resimler çizebileceklerini, şiirler yazabileceklerini, evrende yolculuk yapabilmelerinin mümkün olduğunu söylemeliyiz. Hayaller kurmaları için alanlar açmalıyız. Yoksa olmayacak yarınlarımız. Dünya kötü bir yer deyip geçiştirmekte var eylemsellik gösterip dünyayı güzelleştirmekte. Seçim sizin, dünya da sizin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner92