E-GAZETE

DARBE YAPTIK NETEKİM!..

08 Eylül 2010, 11:02
Zaten demokratik olmayan bir süreçten geçerken 12 Eylül askeri darbesi gerçekleşmişti. Darbe yapan askerlerin Başbakan ve bakanları darağaçlarında salladığı bir ülkede demokrasi mi olurmuş?
Batı illerini pek bilmem, bölgemizde ve yöremizde halk asker korkusunu iliklerine kadar hissediyor ve yaşıyordu…
Çocukluğumdan bilirim, iki jandarma bile isteseydi köylüleri sıraya dizebilir, köy ileri gelenlerini dövebilirdi…
Bir koçlu (kullanımı yasak olan tütün mamullerini araştıran görevli) köylüleri sıraya dizebiliyordu…
Büyüklerimizden defalarca dinlemiştim; hayvanların sayımını yaparak vergi toplayan ‘kamçuçin’ denilen devlet memurlarının korkusu bile köylüleri titretiyordu…
Zaten yoksul bırakılmış bölge halkı, bir de ağır baskılara maruz kalıyordu. Bu konuda vergi ödeyemediği için yorgan altına gizlediği eşeği için devlet memuruna ‘babamdır’ diyen köylülerin hikayeleri ile büyüdük…
Gercüş’ün bazı köylerinden söz ederler; jandarmaların köye gelecekleri haber alındığında köylüler kat kat elbiseler giyermiş…
Neden mi?
Atılan dayaklardan fazla etkilenmesinler diye kendilerince önlem alırlarmış…
12 Eylül’den önceki süreç böyleydi. Darbenin olgunlaşması için beklediklerini belirtenler yönetime el koyduktan sonra, çok daha vahim hadiseler ve insan hak ihlalleri yaşanacaktı…
Yaşlısı genci, kadını ve erkeğiyle köylülerin kilometrelerce yürütüldüğü bir diyarın insanlarından söz ediyorum. Sadece bu acı gerçekler cihetiyle de olsa 12 Eylül referandumunun bir anlamının olması gerekmez mi?
Bölgemizin en dindar ve toplumun hürmet gösterdiği Zilan (Kozluk Yeniçağlar )köylülerinin başına nelerin getirildiğini hatırlamak bile yeterlidir.
Bilindiği gibi Zilan şeyhlerinin yaşlı müritleri genelde sakal bırakırlar. Zilan köyünde iki ak sakallı dedenin sakallarını birbirine bağlayıp, tüm köylülerin karşısında onları birbirleriyle tokuşturmanın ne anlama geldiğini birilerine sormak gerekir…
Sembolik de olsa bu hesabı 12 Eylül günü sorabilirsiniz. Referandumda statükocu anlayışı mahkûm etmenin yolu bellidir. 
Nitekim Paşa’nın neler yaptığına bakalım. Yazılı kayıtlardan bilginize sunuyorum;
Gözaltına alınan kişi: 650 bin.
Açılan dava sayısı: 210 bin.
Yargılanan kişi: 230 bin.
Hakkında idam istemiyle dava açılan kişi: 7 bin.
Verilen idam cezası: 517.
Yargıtay'da onanan idam cezası: 259.
İnfaz edilen idam cezası: 49
TCK 141, 142 ve 163'ten yargılanan kişi: 71 bin.
Örgüt üyeliğinden yargılanan kişi: 98 bin.
Pasaport alamayan kişi: 388 bin.
Vatandaşlıktan çıkarılan: 14 bin.
İşkence sonucu ölüm (belgelenen): 171.
'Sakıncalı' gerekçesiyle işten atılan: 30 bin.
1402 ile işten atılan öğretmen: 3854.
1402 ile görevden alınan öğretim üyesi: 120.
Cezaevine konan gazeteci: 31.
Öldürülen gazeteci: 3.”
Baskılar, yıldırmalar, Diyarbakır cezaevinde insanlığın başına getirilenler buna dahil değildir. Dolayısıyla bu liste sadece buzdağının görünen kısmıdır.
Darbe bize ve bu ülkeye çok pahalıya patladı…
Bugün toplum olarak büyük acılar yaşıyor, yoksullukla boğuşuyor, kan ve can kaybediyorsak, bunun müsebbibini uzakta aramaya gerek yoktur. 12 Eylül referandumunda yukarıda özetlediğim gerçekleri düşünerek oy kullanmanızda fayda vardır diye düşünüyorum. Şu yazıyı kaleme aldığımda bayrama 15 günden fazla vardı. Çünkü günler öncesinden bayram yazılarımızı kaleme alıyoruz. O nedenle şu saat itibariyle BDP boykottan vazgeçmemişti. İlk günden boykotun doğru bir tavır olmadığını yazmıştım. Demokrasinin usullerinden olan referandumda halkın sandık başına gitmemesini istemek, bana göre demokratik olmayan bir yaklaşımdır. Tavır değişikliği olmamışsa bile, 12 Eylül’le hesaplaşmak isteyenlerin statükocu anlayışla hesaplaşması gerektiğine inanıyorum.
HÜZÜNLÜ BAYRAMLAR OLMASIN ARTIK
Bayramlar, toplumun topyekûn sevindiği günlerdir. Ancak herkesin sevindiği sayılı bayram günleri, büyük acılar yaşamış aileler için ‘kara günler’ gibidir!..
Çocuklarını çatışmalı süreçten dolayı dağlarda veya asker ocağında yitirmiş, ya da faili meçhule(!) kurban vermiş ailelerin acılarının tazelendiği günlerdir bayram günleri…
Yitirdikleri canlarından çok sevdikleri çocuklarının boşluğunu hisseden acılı aileler, herkesin sevindiği günlerde hüzne kapılırlar. Bu gerçeği yakından bildiğim ve gözlemlediğim için mübarek günlerde ben de hüzünleniyorum…
Nice tanıdığım acılı aileler vardır ki, sevdiklerini çatışmalı ortamlarda yitirmişler. 90’lı yıllarda Ramazan bayramı arifesinde bile Batman sokaklarında gençlerin beyinlerine kurşun sıkıldığı gerçeği herhalde unutulamaz. Bizler unutursak bile, bazı aileler asla unutamaz…
Emekli bir Oramiral Atilla Kıyat, 1990’lı yıllardaki faili meçhullerin devlet politikası olduğunu söylediği için neredeyse aforoz edildi…
Devlet Bahçeli’den, Osman Pamukoğlu’na, İsmet Sezgin’den Onur Öymen’e kadar pek çok politikacı Oramirali yerden yere vuran açıklamalar yaptılar. Misal olarak Devlet Bahçeli’nin sözlerine bakalım; ''Bir tanesi çıkmış emekli Korgeneral, Türkiye'de 93-97 sırasında çok ciddi bir terörle mücadelenin olduğu yerde, o zaman kendisi de asker. Şimdi emekli olmuş hangi holdingin danışmanı, oturmuş terbiyesizce konuşuyor. Diyor ki, 'Türkiye'de faili meçhuller, o iktidarlar döneminde arttı. Türkiye'de faili meçhullerin hesabı sorulamadı' diyor. Şimdi biliyorsan gel sırada bekleyen yargıçlar, savcılar var.”
Yargıçların ve savcıların olduğu doğrudur. Ama kim hangi cesaretle bu sorgulamayı yapabilir ki? Suçüstü haline rağmen yargıyı işleten hakim ve savcıların başına nelerin getirildiği biliniyor. Ferhat Sarıkaya örneği ortada…
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ne güne duruyor dersiniz?
Yaşananların canlı tanığı olan bölge sakinlerinden kime sorarsanız sorun, faili meçhullerin devlet politikası olduğunu söyleyeceklerdir. Ama bir emekli oramiralin ifadelerine rağmen savcılar harekete geçemiyorsa, oturup düşünmek gerekir. Demek ki yargının bağımsız olma koşulları söz konusudur.
Faili meçhuller devlet politikası değilse, neden katiller açığa çıkarılmadı diye sorarlar. Ama kime?
Türkiye’nin hiçbir yerinde, hiçbir ailenin acılar yaşamaması için duyarlı olmalıyız. Acılı ailelerin sayısını artırmaya hizmet edecek her türlü yaklaşımdan uzak durmalıyız. O zaman belki bugün acılar yaşamış insanlarımızı da teselli edebileceğiz. Bu duygu ve düşüncelerle hepinizin mübarek Ramazan Bayramınızı tebrik ediyor, bayramın tüm insanlığa barış ve esenlikler getirmesine vesile olmasını yüce Allah’tan diliyorum.

Bu makale 875 kez okundu
Yükleniyor...

YAZARIN DİĞER KÖŞE YAZILARI