Meydanda arbede! 1 polis yaralandı
SELİS’ten diyalog adımı!
Çevre planını tartıştılar
Yatırımcıya maksimum kolaylık!
17 Mayıs 2012 Perşembe
DARBE DÖNEMİNDE GAZETECİLİK!DARBE DÖNEMİNDE GAZETECİLİK! DARBE DÖNEMİNDE GAZETECİLİK!
Gazeteciliğe ne zaman ve nasıl başladınız?
1970’li yılların başında ben ilkokuldayken ağabeyim Enver Arslan’ın yanında matbaacılık işinde çalışıyordum. 1975’te ağabeyim Enver Arslan, Yeni Zaman Gazetesi’ni kurdu, ben de o dönem lisedeydim ve Yeni Zaman Gazetesi’nde muhabirlik yapmaya başladım. Böylece gazetecilik hayatım başlamış oldu.
Yeni Zaman Gazetesi’nde ne kadar çalıştınız?
Yeni Zaman Gazetesi yayın hayatını ekonomik şartlardan dolayı ancak üç yıl sürdürebildi. Dolayısıyla 1978’de gazete kapandı. Tabi gazetecilik mesleğine alıştığımız için gazeteciliği bırakmak zordu, dolayısıyla Yeni Zaman Gazetesi’ni kapatmamızdan altı ay sonra bu sefer de kuruculuğunu Enver Arslan, yazı işleri müdürlüğünü ise Yılmaz Yerli’nin üstlendiği Batman Doğuş Gazetesi’ni kurduk. Batman Doğuş Gazetesi de 12 Eylül 1980 darbesinden dolayı ancak iki yıl yayın yapabildi, darbeyle birlikte gazetemiz de kapatıldı.
Gazete niçin ve kim tarafından kapatıldı?
Gazetemiz, yayın içeriğinden dolayı; yani sol içerikli yayın yapıyoruz iddiasıyla Garnizon Komutanlığınca kapatıldı.
Daha sonra ne yaptınız, gazeteciliğe ara mı verdiniz?
Evet ara verdik; ama başta da belirttiğim gibi gazetecilik mesleğine alışmıştık bir kere öyle bırakmak kolay değil. Bu sefer de 1983’ün başında bugünkü gazetemiz olan “Batman Çağdaş”ı kurmak için Batman’ın, o dönem Siirt’e bağlı olmasından dolayı Siirt Valiliğine başvuruda bulunduk. Tüm evraklarımız tamam olmasına rağmen bizi keyfi işlemlere tabi tutarak bir yıl bekletildik ve ancak 2 Mart 1984’te gazeteyi kurmamıza izin çıktı. Böylece Salı ve Cuma günleri olmak üzere haftada iki gün el dizgisiyle gazeteyi çıkarmaya başladık.
Gazeteyi günlük çıkartmaya ve ofset baskıya geçmeye ne zaman başladınız?
1987’de günlük yayın yapmaya başladık ve böylece Batman ilk günlük yayın yapan gazetesine kavuşmuş oldu. 1991’de de Entertip (kurşun eritilmesiyle yapılan baskı) baskı tipinden Ofset baskıya geçerek böylece Batman’a ilk ofset baskıyı da kazandırmış olduk.
12 Eylül darbesinden sonra gazetecilik yapmak nasıldı, zorluklarla karşılaştığınız oluyor muydu?
Darbeden yeni çıkmıştık, dolayısıyla gazete üzerinde de baskı vardı. Örneğin gazeteyi baskıya vermeden evvel haber ve yazılarımız Garnizon Komutanlığınca sansürden geçiyordu. Gazete uygun görüldüğü takdirde baskıya verebiliyorduk, genellikle siyasi içerikli haberler sansürlenirdi. Darbenin üzerimizdeki baskısı ve daha önceki gazetemizin kapatılmasından dolayı ürkmüştük, o dönemde bir haberden dolayı gözaltına alınmıştım onun için de gazetemizin sansürlenmesine ses çıkartamıyorduk.
Gözaltına alınmanıza sebep olan haberi bizimle paylaşabilir misiniz?
Batman Doğuş’taki haberim: “Belediye işçilerinin greve gitmesinden dolayı Batman çöp kentine dönüştü”.
Böyle bir haberden gözaltına alınma olur mu, hem belediyeyi ilgilendiren bir haber askeriyeyi ve emniyeti ilgilendiren bir şey yok ki?
Evet, çok komik geliyor insana hem de gazetecilik hayatımda ilk gözaltı olmama sebep olan haber. Ama darbe dönemi işte, ne diyebilirsin ki! Belediyeyi ilgilendiren haberdi; ama belediye başkanı da aynı zamanda Garnizon Komutanıydı.
Nasıl yani, Garnizon Komutanı aynı zamanda belediye başkanlığını da mı yapıyordu, halk mı seçmişti garnizon komutanını?
O dönem Belediye başkanı, görevinden ayrıldığında veya uzaklaştırıldığında belediyenin başına garnizon komutanı geçiyordu. İşte belediye başkanlık görevine de böyle bir durumdan dolayı gelmişti garnizon komutanı. Dolayısıyla onun belediye başkanlık görevini üstlendiği dönemde belediyeyi eleştirmek biz gazetecilerin haddi değildi, bir kez eleştirdim uyarı olarak gözaltına alındım ve Bayram Arifesini nezarette geçirdim, ikincisinde bulunmuş olsaydım artık siz düşünün bu sefer cezamı nerede çekeceğimi!
Peki bu sansür süreci ne zamana kadar devam etti?
Bu sansür süreci 1987’de dönemin Başbakanı Turgut Özal’ın basını rahatlatan uygulamaları başlatmasına kadar sürdü; ama biz bölgedeki gazeteciler için özellikle de Batman’daki gazeteciler için daha zorlu bir süreç başlamıştı.
Niçin?
Çünkü artık OHAL (Olağan üstü hal) bölgesinde yer alan Batman ulusal medyanın deyimiyle faili meçhul cinayetlerin başkentiydi, ayrıca Vali Salih Şarman gibi hukuk tanımayan ve gazeteci haklarını dinlemeyen bir valimiz vardı.
O dönemi bize biraz anlatır mısınız?
O dönem günde ortalama sekiz faili meçhul cinayetin işlendiği bir dönemdi. Sadece 1992- 1997 yıları arasında Batman’da 650 faili meçhul cinayet işlendi ve böylece Batman için faili meçhul cinayetlerin başkenti olarak anılmaya başlandı. O dönemde Cengiz Altun, Yahya Orhan ve Çetin Abayay adlı meslektaşlarımız da faili meçhule kurban oldular. 1994’te dönemin Mardin DEP Milletvekili Mehmet Sincar, Batman’a faili meçhul cinayetleri incelemek için geldi; ama kendisi de faili meçhule kurban gitti.
Peki Batman basını olarak sizler bu cinayetleri haber yapabiliyor muydunuz?
Tabi bu faili meçhul cinayetlerin üzerine gitmek öyle kolay değildi; çünkü çok derin ve karanlık güçler vardı bu işlerin arkasında. 1997’ye kadar bu olayların üzerine tam anlamıyla giden gazete yoktu; ama biz Batman Çağdaş Gazetesi olarak ciddi bir şekilde faili meçhul cinayetlerin ve korucuların yaptıkları olaylar üzerine gitmeye başladık. Bu olaylar üzerine gidişimizden birkaç gün sonra gazetemizin bürosu gece 23:00 sıralarında bombalandı ve gazete büromu çok büyük hasara uğradı.
Gazeteniz kimler tarafından ve niçin bombalandığı konusunda Batman Emniyet Müdürlüğünün bir çalışması oldu mu?
Tabi olay İç İşleri Bakanlığına intikal etti, dolayısıyla Batman Emniyet Müdürlüğü, olayı aydınlatmak için soruşturma başlattı ve iki ay boyunca her gün gazete ve emniyet müdürlüğü arasında mekik dokudum. Ama Emniyet Müdürlüğü tarafından olayla ilgili hiçbir şey ortaya çıkartılamadı; oysa bize göre olayı kimler ve niçin gerçekleştirdiği netti.
Peki size göre kimler ve niçin bu olay yapıldı?
Birincisi faili meçhul cinayetler üzerine gidişimiz, ikincisi ise korucu olayların üzerine bizim gitmemizdendi.
Korucu olayları diyorsunuz, nedir bu korucu olayları?
Korucuların o dönemdeki olayları; Kız kaçırma, silah kaçakçılığı, yol kesme v.b hukuksuz olaylardı ve o dönem bu gibi hukuksuz olaylar çok artmıştı dolayısıyla biz de doğal olarak gazetecilik görevimizi yerine getirmemiz için bu olayların üzerine gittik.
Tekrar gazetenizin bombalanması olayına dönersek, gazeteniz bombalandı ve kimin niçin yaptığı resmi kaynaklarca ortaya çıkartılamadı, bu olaydan sonra siz ne yaptınız, faili meçhul cinayetlerin ve korucu olayların üzerine gitmeyi bıraktınız mı?
Hayır! Tam aksine biz bu olayların üzerine daha da fazla gitmeye başladık; çünkü gazetecinin görevi olayların üzerine gidip olayları aydınlatmada yardımcı olmaktır; yoksa herkes gazeteci olur.
Olayların üzerine daha fazla gittik diyorsun, size sorun çıkaranlar olmadı mı, hayatınız konusunda bir tehditle karşı karşıya kaldınız mı?
Tabi ki oldu, zaten gazetemizin bombalanması olayların üzerine gittiğimizden dolayı bize bir gözdağıydı. Ama biz olayların üzerine daha da gidince bu sefer ölümle karşı karşıya kaldık. Örneğin ben, üç kez ölümden döndüm.
Nasıl oldu bu ölümle karşı karşıya kalışınız, bize anlatabilir misiniz?
Cinayetlerin üzerine ısrarla gittiğimiz günlerdi, bir gün silahlı iki kişi beni takip ediyordu, tren garının oradaydım ve bana epey yaklaşmışlardı, beni tanıyan TPAO güvenlikçileri durumu anlamışlardı ki hemen benim içeri geçmemi istediler, eğer durumun vahametini bilmemiş olsaydık, bugün yaşamıyor olabilirdim. Yine bir gün yezidi bir muhtar cinayetini manşete taşımıştık, gazete çıkışında toros marka otomobil beni izlemeye başladı ve gittiğim her yerde jitemcilere benzettiğim iki kişi beni takip ediyordu. Bana epey yaklaşmışlardı ki o esnada Batman’da epey iyi tanınan bir sima da durumu fark etmişti ki, arabasına binmemi istedi; yoksa bunların beni alacağını söyledi ve böylece bunu da atlatmış oldum. Ama bundan sonra beni takipler arttı ve artık evim de gözetlenmeye başlandı. Ben de bu takip ve gözetlenmelerden sonra evi değiştirdim ve Vali yardımcısına can güvenliğimin tehlikede olduğunu dilekçeyle ilettim. Ve böylece takip edilmeler durdu; ama bundan sonra da başım bir türlü beladan kurtulmadı, hakkımda bir sürü dava açıldı.
Peki bu sefer niçin başınız belaya girdi, hakkınızda ki davalar niçindi, bunları bizimle paylaşabilir misin?
1990’lı yıllardı, Türkiye’den ilk kez bir gazeteci olarak, Kuzey Irak Kürdistan Bölgesinde Mesut Barzani ile röportaj yapan oldum. Bölgeden döndükten sonra röportajım Hürriyet Gazetesinde iki sayfa yer aldı; ama hakkımda soruşturma başlatıldı.
Hakkınızda soruşturma açılmanızın gerekçesi neydi?
Gerekçe olarak Kürdistan kelimesini kullanmamdı, ayrıca soruşturmada “bu aşiret reisiyle niçin röportaj yaptın”, “seni kim oraya götürdü” gibi sorular yönlendirildi bana. Yine başka bir soruşturma da 1997’nin Newroz’unda, Newroz kelimesinin içindeki “W”yu yazdığımdan dolayı açıldı. Tabi bu sefer ben tek değildim, benimle beraber Batman’da yayın yapan 7 gazetenin yazı işleri müdürü daha vardı. Bu davayla ilgili beraatımız da şöyle gerçekleşti: savunmamızda Show Tv’nin “W”, WC’nin “W”si, bilgisayar ve BMW’deki “W”ların her yerde kullandıkları dolayısıyla bizim yazdığımız ‘W’ suçsa herkes suç işliyor, böylece beraat ettik.
Biraz da o dönemin Valisi Salih Şarman’a konuyu getirirsek, Salih Şarman’la dialoğunuz nasıldı, Şarman’ın gazetecilere yaklaşımı nasıldı?
Salih Şarman dönemi benim, Batman basınının ve en önemlisi Batman halkının en kâbus dolu yıllarıydı. Batman Basını olarak onun dönemi boyunca iyi ilişkilerimiz hiç olmadı ve dolayısıyla gazetecilik anlamında kötü bir süreç geçirdik, kimi zaman da birilerine hedef gösterildik; ama o’nun döneminde Batman basını ilk kez birlikte hareket etti, bu da dönemin bizim için birlikteliğin ne kadar önemli olduğunun en önemli göstergesi.
Salih Şarman’a karşı Batman basını birlik olup birlikte hareket ettik diyorsunuz, bu birlikteliğiniz nasıl gerçekleşti?
Şarman, Batman basınına tavır takınmıştı ve Batman Basını benim rakibimdir diye “BAYRAK” adında bir gazete çıkardı.
Nasıl yani, Vali Şarman görevinin yanında gazetecilik de mi yaptı?
Evet, aynen öyle sahibi Vali Salih Şarman, Yazı İşleri Müdürlüğünü ise Vali Yardımcısı Mithat Kuşadalı üstlenerek haftalık siyasi bir gazete çıkardı. Gazeteyi bizlere karşı eleştirisel bir yayınla sürdürdü. O dönemde Bulgaristan’dan getirilen 16 uçak dolusu üç milyon dolar tutarındaki silahlarla korucu ve emekli subaylardan olmak üzere özel bir birlik oluşturdu. Kendi gazetesiyle de bizlere karşı kendisini savunuyordu.
Peki, Batman Basını olarak sizler bu durum karşısında neler yaptınız?
Bizler ilk kez birlik olup, ittifak kurmuştuk ve valiye: “Makamına karşı saygılıyız; ama ya valilik görevini yerine getir ya da valiliği bırakıp gazetecilik yap” önerisinde bulunduk. Bu önerimiz karşısında Vali Şarman, daha da sertleşerek gazetesinde bizlere karşı tehdit içeren yayınlar yaptı.
Bu tehditler karşısında sizler ne yaptınız?
Bizler de Batman Basını olarak, Basın Konseyi, TGC (Türkiye Gazeteciler Cemiyeti) ve bazı saygın basın kuruluşlarına durumu bildirdik. Durumu bildirdikten sonra Vali Şarman, bir süre daha gazete yayınını sürdürdü ve gazeteyi bıraktı; fakat Batman Basınına karşı tavrı değişmedi.
Vali Şarman’a karşı Batman Basını olarak ortak hareket etmeniz dışında şahsınız olarak Şarman’la yaşadığınız bir şey oldu mu?
Evet bir keresinde ara seçim oldu. Bildiğim bir durumdan dolayı Valinin alenen DYP’ye çalıştığını yazdım. Vali beni konağına davet etti ve bana ‘bu durumu yardımcım Ahmet Soley mi sana söyledi’ dedi. Ben de ‘hayır’ dedim; ama bu durumu açık bir şekilde yazacağımı söyledim kendisine. O da bana yaz istersen; ama başına gelecekleri de iyi düşün tehdidinde bulundu. O zamanlar can güvenliği konusunda tereddütte olduğum için yazamadım.
Peki o günkü durumu bugün bizlerle paylaşabilir misin?
Tabi ki. Ara seçim vardı, Başbakan DYP lideri Tansu Çiller’di ve Şarman’ı da Batman’a Çiller atamıştı. Seçim ANAP ve DYP arasında çekişmeli geçiyordu tabi bir de RP vardı. Vali Şarman gerekli yere talimat verip ANAP adayı Ataullah Hamidi’nin 3000’e yakın oyunu DYP adayı Faris Özdemir’in seçim kutularına koydurttu. Böylece ANAP kazanamadı; ama DYP de kazanmadı. Çünkü RP aradan sıyrılarak 2000 oy farkıyla seçimi kazandı ve belediye başkanı RP’den Salih Gök oldu.
Sıkıyönetim dönemini geride bıraktık, artık Salih Şarman da yok dolayısıyla günümüze bakarsak şimdi gazetecilik şartlarınız nasıl, haber yapma konusunda sıkıntılarla karşılaşıyor musunuz?
Batman’da gazetecilik yayını 50 yıldır yapılıyor, yerel basın dinamiktir; fakat feodalite yapısı tam anlamıyla kalkmadığı için ilçe ve köylerde gazetecilik yapmak çok zor. Özellikle korucuların hala günümüzde silah zoru kullanmaları işimizi zorlaştırıyor. Merkezde daha rahat çalışabiliyoruz; çünkü artık insanlar eğitimli, bizi anlayabiliyorlar; ama kırsal kesim için bunu diyemiyoruz. 2001’den sonra Türkiye’nin AB süreci ile birlikte daha özgür yazmaya başladık ve daha rahat Kürt Sorununu işlemeye başladık; ama zaman zaman da davalarla karşılaştığımız oluyor.
Nasıl davalardır bunlar, bize anlatabilir misiniz?
Örneğin 2006’da Kozluk-Taşlıdere kırsalında iki PKK üyesi ile birlikte öldürülen 12 yaşındaki Mizgin Özbek’in yaşam hakkının olduğunu savunduk; ama Jandarmaya tahkir ve tazkir suçu işlediğimiz gerekçesiyle ben ve dört arkadaşımız hakkında dava açıldı ve 301’den yargılanmaya başlandık.
Mizgin Özbek olayı nasıl gerçekleşti, nasıl öldürüldü?
12 yaşındaki Mizgin Özbek, ailesi ile birlikte ailesinin aracında iki PKK üyesi arasında oturuyor, Mizgin’in abisi aracı sürüyor, annesi önde oturuyor. Asker aldığı ihbar sonucu ‘dur’ ihtarı yapmadan aracın arka tarafını delik deşik ediyor ve böylece iki PKK üyesi ile birlikte çocuk yaştaki Mizgin de hayata veda ediyor. Doğal olarak biz de bu olayı haber yaptık ve Mizgin’in günahsız bir şekilde öldürülmesini eleştirdik.
Peki dava sonucu ne oldu?
Hükümetin 301’deki değişikliğe gitmesiyle ceza yemekten kurtulduk; ama Mizgin ölmekten kurtulamadı.
Kürt sorununa değinmişken, bölgede yıllardır gazetecilik yapıyorsunuz Kürt Sorununa yaklaşımınız nasıl, açılımı nasıl değerlendiriyorsunuz?
AB süreciyle Kürt Sorununu yeni yazmaya başladık; çünkü 2000’den önce Kürt Sorununu ele alamıyorduk, izin verilmiyordu. Tam anlamıyla Kürt Sorunu işleniyor diyemiyoruz onun için daha iyi işlenebileceğini düşünüyorum. Açılıma gelince, ilk başta heyecanla bakıyordum. Önce Kürt Açılımı, daha sonra Demokratik Açılım ve en son da Milli Birlik Projesi denilince kafalarda soru işaretleri bıraktı. Bence hükümet, Kürt açılımıyla yaklaşılmalı ve bunu sorunun muhataplarıyla çözmeli. BDP, Kürt düşünürleri, STK temsilcileri ve hatta PKK’ye götürmelidir. Örneğin ben, Mahmur’a gittim ve Mahmur’dakiler de çok heyecanlıydı. Açılımın çözümünün nasıl olacağını, içeriğini ne olduğunu bilmek istiyorlardı ve bunun için bence hükümet açılımın içini doldurulup çok geç kalmadan bir an önce her kesimle paylaşmalıdır.
Peki Kürt Sorunu konusunda yukarıda konuştuklarımızın dışında bir gazeteci olarak sizin yaptığınız başka çalışmalarınız var mı?
Ben, Kürt bir gazeteciyim, Türkiye vatandaşı bir Kürt olarak gazetecilik görevini yapıyorum. Hayalim hep Kürt liderleri, aydınları ve sanatçılarıyla röportaj yapmaktı. Bugüne dek KDP lideri Mesut Barzani, 24 sene PKK saflarında yer alan Osman Öcalan, bir dönem KNK’nın Genel başkanı Zübeyir Aydar ve yine hala aynı görevi yapan Remzi Kartal, Maşallah Öztürk, ünlü Kürt sanatçılardan Şiwan Perwer, Ciwan Haco gibi isimlerle röportajlar yaptım. Bu röportajları yaparken de Kürt Sorununa yaklaşımlarını ele aldım ve ülkede Kürt Sorunun çözülmesine katkıda bulunması için bu röportajları işledim.
Röportajımızın sonlarına yaklaşmışken bir de bu başarılı gazetecilik yaşamınızın sonucunda aldığınız ödüllerden söz edersek?
Evet bugüne dek aldığımız 64 ödülle Türkiye’de en fazla ödül alan yerel basının başında bulunuyoruz, bu da bizi çok sevindiriyor ve bu ödülleri layıkıyla hak ettiğimize inanıyoruz.
Son olarak şunu sormak istiyorum, gazetecilik hayatınızda yaşayıp hiç unutamadığınız ve hatırladığınızda duygulandığınız bir anınız var mı?
Evet öyle bir anım var. 1996 yılıydı, Irak lideri Saddam Hüseyin’den kaçıp ABD’ye gitmek üzere Batman havaalanına gelen 2000 peşmergeyle görüşüp röportaj yapmıştım. Bu peşmergelerden biri Hikmet Piromav adlı Duhoklu bir felsefe öğretmeniydi. Hikmet Piromav eşiyle birlikte ABD’ye geçiyordu ve Cizre’den Batman’a otobüsle gelirken Piromav’ın eşi otobüste doğum yapmıştı. Onlar yoldaki doğan bebeğe “Uzak Yol” anlamında “Redur” ismini koymuştular. Ben de bebeğin fotoğrafını çekmiştim ve Hikmet Piromav’la ABD’deki hayalleri üzerine konuşmuştuk. Aradan on yıl geçmişti 2005’de ABD dış işlerinin daveti üzerine on ulusal gazeteciyle birlikte ABD’ye gittik. Orada gazetecilik üzerine çalışıyorduk, bir gün Washington Post Gazetesi temsilcilerine Irak’tan gelen peşmergeleri sordum. Onlar da bana ‘biz de onlara ulaşamıyoruz’ dediler, kimileri geri döndü kimileri ise farklı yerlerde yaşıyorlar dolayısıyla onlara ulaşman biraz zor. Ben yine de peşmergelere ulaşmak için peşlerine düştüm ve Detroit’te iki peşmergeye ulaştım. Peşmergelerin geneli Detroit’te yaşamayı seçmişlerdi. Bu iki peşmergeye burada yaşayan ne kadar peşmerge varsa bir araya gelmelerini rica ettim. Bir Pazar günü yaklaşık 30 peşmerge bir restaurantta bir araya geldiler ve bunların içinde 10 yıl önce röportaj yaptığım Hikmet Piromav da vardı, o beni tanımadı. Daha önce yaptığım haber ve fotoğrafı arşivimden alıp beraberimde götürmüştüm; çünkü içime doğmuştu onları göreceğim. Ona, Hikmet hoca değil misin, ve on yıl öncesiyle ilgili birkaç soru sordum o da meraklandı ve nereden beni tanıdığını sordu. Ben de on yıl öncesini hatırlattım ona ve “Redur”u yanıma getirerek gözyaşları içinde bana sarıldı. Ve gece yarısına kadar birçok şey konuştuk, o anı hiç unutamadım…
Röportaj: Ferit Tunç Bu haber 6082 kez okundu Yükleniyor...
İLGİLİ HABERLER
|
|