Uzun süredir dikkatimi çeken konulardan biri olmuştur bu bol paralı yarışma programları. Neredeyse bütün ulusal kanallarda gördüğümüz bu programların amacını çoğu zaman sorgulamışımdır. 

Bu yarışmalarda yüksek para ödülü mü, yoksa konsepti mi reyting yapıyor?  Gerçekten seyir keyfini nerden alıyor? diye sormaktan da kendimi alamıyorum. Şahsen bu yarışmaların konseptini de yüksek para ödülünü de boş ve basit görüyorum. Küçüklüğümde yani 90’lı yıllarda da Tv’lerde yarışma programları vardı.

Ailece izleyebildiğimiz basit, sade ve saf eğlence anlayışında olan  bu yarışmalarda, günümüz yarışmaları kadar yüksek ödüllerde yoktu ayrıca. Ancak o yıllarda zevkle izlediğimiz bu yarışmaları hala hatırlıyor bazen de de çocuklarımızla ya da ailemizle hala da oynuyoruz. Sözgelimi o yıllarda TRT ekranlarında Erkan YOLAÇ’ın sunduğu Evet-Hayır yarışması örnek verilebilir. Katılımcılarının o an stüdyoda belirlendiği kazanının küçük bir ödülle yarışmadan ayrıldığı sırf yarışmak ve güzel bir an yaşamak amacıyla yarışmacıların katıldığı güzel yarışma programlarından biriydi. 

Aslında daha fazla örnek de verilebilir; ancak konuyu uzatmamak ve asıl anlatmak istediğim düşünceden de uzaklaşmamak adına bu örneğin yeterli olacağını düşünüyorum.  Yüksek ödüllü bu yarışma programlarının toplum hayatımızda neleri götürdüğünü yerine neleri getirdiğini kendi bakış açımdan anlatmak istiyorum. Katılırsınız veya katılmazsınız takdiri size bırakıyorum. Ancak günümüzdeki yarışma programlarının hiç de masum olmadığını belirtmek isterim.   

“Ben Bilmem Eşim Bilir” adlı yarışma programını örnek olarak ele alıp konseptini irdeleyecek olursak bu yarışma programına alınan katılımcıların fark ettiyseniz kimi zaman Anadolu’nun tipik alt gelirli ailelerinin kültürümüzde amca, dayı, teyze diye hitap ettiğimiz kişilerin konsept olarak “aşkım” şeklinde yapmacık olduğu her halinden belli olan bir şekilde birbirlerine hitap ettiklerini görürsünüz. Başka açıdan bakıldığında yine yarışma da ailelerin çeşitli etaplarda yüksek ödül uğruna kıyasıya bir rekabet halinde kimi zaman mide fesadı geçirtecek kimi zaman korkularıyla yüzleştirerek psikolojik açıdan travma yaşatacak kimi zaman da fizik gücünü zorlayan ve sakatlanmalara mahal verecek tarzda oyunlarla rekabete koyulduğunu görmüşsünüzdür.  

Bu etapların her biri, kültür değerlerimizi yıkmak ve yerine kapitalizmin tüketim kültürünü yani popüler kültürü  topluma enjekte etmek, toplum yaşantısına yerleştirmek amacıyla kasıtlı ve profesyonelce hazırlanmıştır. Mesela dikkatimi çeken  bir noktayı daha anlatayım. Etapların her birinde katılımcı gruplar diğer katılımcılarla yarıştıklarında aldıkları skorun sonunda öteki yarışmacıların alacağı sonucu beklerken “inşallah yapamaz”, “Allah’ım ne olursun bizi geçmesinler” gibi sözler söylediklerini   hatırlarsınız. Ya da finalde ödül olarak konulan otomobili karşılıklı çekilen halatlarla kendilerine çekmeye çalıştıkları anı iyi hatırlarsınız.

Peki siz değerli okuyuculara soruyorum bizim kültürel ve dini değerlerimizden olan cömertlik, paylaşma, karşılıklı iyi niyet, ölçülü olmak, vakar ve daha saymadığım birçok güzel değerlerimiz nerde?  Her geçen gün hayatımızdan siliniyor mu bu değerler ? Pek çok şeyi eleştiriyoruz. Eskisi değil mi komşuluk? Ya bayramlar ya da  akrabalık ilişkileri? Son olarak alışveriş ve güven? Nerde o sözlerin senet olduğu günler?  

Dinimizde haset (Bir kimsenin hayırlı bir işi veya evi, malı, mülkü, ilmi olsa, o kimseden bunların gitmesini, onda olmayıp, kendinde olmasını istemektir. Onda olduğu gibi kendisinde de olmasını istemek haset olmaz. Buna gıpta etmek, imrenmek denir.) en çok kaçınmamız gereken büyük günahlardan değil mi? Hatta Allah, Kur’anı Kerimde şöyle buyurmuştur:  “De ki: "Sabahın Rabbine sığınırım. Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfüren-kadınların şerrinden ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden." (Felak Suresi, 1-5 ) Yine peygamber efendimiz(s.a.v): “Çok yakında benim ümmetim diğer ümmetlerin yakalandığı hastalık ve derde yakalanacaktır. “Ey Allah’ın Resulü! Ümmetlerin büyük hastalığı nedir?” diye sorduklarında hazret şöyle buyurdu: heves peşinde koşma, ayyaşlık, dünya malı biriktirme sevdası ve dünyaperestlikte yarışma, ihtilaf, nifak, haset, sonra zulüm ve sitem sonra da darmadağınıklık ve kargaşaya duçar olurlar.”   buyurarak günümüze ışık tutmuştur.

 Peki  yarışma finalinde otomobili halatla çekenler ya da çektirenler, yukarıda zikredilen hasedi uygulamalı olarak bizlere öğretip de belletmiyorlarsa ne yapıyorlar?

Sevgili okur kardeşlerim, yukarıda bahsi geçen yarışma, konuyu izah etmek amacıyla mercek altına alıp değerlendirdiğimiz ve çeşitli yönlerden kritiğini yaptığımız bir numune idi. Eğer öteki yarışmaların da kültürümüzden neler götürdüğünü merak ediyorsanız, bu yazıyı okuduktan sonra bir de bu gözle yarışmalara bakmanızı ve bol para ödüllü yarışmaları değerlendirmenizi tavsiye ederim.

  

                                      

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Sümeyra BURAK 2017-05-16 19:10:57

Çok doğru bir açıdan konuyu ele almışsınız. Bahsettiğiniz yarışma programı ve daha bir çoğunun aynı amaca hizmet ettiği düşüncesindeyim. Ancak ödüllü olup da bu kapsamda değerlendirilemeyecek yarışma programlarının da olduğunu düşünüyorum "kim milyoner olmak ister?" gibi...

banner59