Meydanda arbede! 1 polis yaralandı
SELİS’ten diyalog adımı!
Çevre planını tartıştılar
Yatırımcıya maksimum kolaylık!
17 Mayıs 2012 Perşembe
ANNELER GÜNÜ HAKKINDA BİRKAÇ SÖZ:
MELE EMİN BOTİKİ meleeminbotiki@hotmail.com
Her sene 8 Mayıs günü, anneler günü olarak kutlanmaktadır. Sevgililer günü, işçiler günü, öğretmenler günü, hayvan severler günü gibi birçok kutlama yapılmaktadır. Nerede ise bütün günler kutlamalarla geçecektir. Ben şahsen faydalı olan hiçbir şeye karşı değilim. Çünkü Peygamber (sav) buyurur ki: ‘’İnsanların en hayırlısı, insanlara faydası dokunandır.’’ Ancak teker- teker bunları sayıp bitirmek mümkün değildir. Müslümanlar tarafından yukarıdaki hadis örnek alınıp insanlara faydalı olan şeyler anlatılırsa, kanaatimce daha öz ve etkili olur. Çünkü kediler günü, köpekler günü, tavuklar günü diye günleri sayarsak altından çıkamayız.
İslam coğrafyasında İslami prensipler örnek alınmadığı takdirde ve herkes bu günleri kendi ideolojisi doğrultusunda kutlarsa, amacından da saptırılabilir. Önümüzdeki yıllarda zina edenler veya içki içenler günleri kutlanırsa, şaşmayın. Çünkü bu kutlamaların çıkış merkezi Avrupa’dır. Sevgililer günü kutlanıldığı zaman acaba hangi değerler göz önünde bulundurulmaktadır. Avrupa’da olduğu gibi otobüslerde, parklarda, yollarda ve canlarının istedikleri her yerde birbirlerinin dudaklarını emerek sevişenlerin yaptıkları mı? Yoksa meşru evlilik çerçevesinde Allah’ın istediği şekildeki eşlerin sevişmeleri mi kast edilmektedir? Takdir okuyuculara bırakılır. Asıl konumuza dönelim: Çünkü konumuz anneler günüdür. Dolayısıyla da ağırlığı o yöne vermemiz gerekir.
Konumuza tam başlamadan önce Kürt annelerinin, çocuklarını anne dilleriyle okuyup yazacak ve başlarını örtecek şekilde okullara gönderememelerini en büyük eksiklik olarak görmekteyim. Yetkililer tarafından anneler günü kutlanırken acaba bunlar dile getirildi mi? İnşallah bunları da görürüz.
İslam dini, anne-baba hukukuna, özellikle anne hakkına büyük önem vermektedir. İslami kaynaklarda her ne kadar anne hukukuna öncelik tanınmışsa da anne ve baba hakkı birlikte zikredilmektedir. Kur’an’ın on yediden fazla yerinde bu haktan söz edilmektedir. İslam’ın verdiği önem senede bir gün kutlamakla sınırlı değildir. Belki hayatın bütün merhalelerinde anne ve babaya saygı ve itaatin yapılmasını en büyük ibadet olarak nitelendirilmektedir. Cenabı Allah aşağıdaki ayetlerde buyurur ki: ‘’Sadece Allah’a ibadet edeceksiniz. Ana ve babanıza iyi davranacaksınız. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara “of!” bile deme! Onları azarlama! Onlara saygıyla hitap et’’ (İsra: 23)
“ Onlara merhamet ederek tevazu kanatlarını aç da, “Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl şefkatle büyüttülerse, sen de onlara öyle merhamet et, de!” (İsrâ: 23-24)
Görüldüğü gibi ayette, Allah’a ibadetten sonra ana- babaya itaat emredilmektedir. Daha ziyade yaşlılık döneminde saygı, şefkat ve yardıma ihtiyaçları vardır. Ayette özellikle yaşlılık dönemlerine dikkatler çekilmektedir. İncinip üzülmemeleri için onlara of bile denilmemesi emredilmektedir. Yukarıda da işaret edildiği gibi Ana-babaya itaat ibadetlerin en makbulüdür ve gerektiğinde cihattan da daha üstündür. Çünkü Abdullah İbni Mes`ud (r.a) rivayet edip der ki: Peygamber (sav) den,“ Allah’ın en çok beğendiği amel hangisidir? Diye sordum. “Vaktinde kılınan namazdır” diye cevap verdi. Sonra hangi ibadet gelir? Dedim. “Ana ve babaya iyilik ve itaat etmek” buyurdu.- Daha sonra hangisi gelir? Diye sordum. “Allah yolunda cihat etmek” buyurdu. (Buhari, Cihat,)
Adamın birisi, Resulullah’ın yanına gelerek cihad etmek üzere ondan izin istedi. Resûl-i Ekrem (s.a.v): “Anan, baban sağ mı?” diye sordu. Adam: Evet, deyince: “Öyleyse onlara hizmet etmeye çalış!” buyurdu. (Buhari: Cihad)
Kur’an ve hadisler incelendiğinde annenin çocuğunu karnında taşıyıp doğurduğu için babaya oranla hakkının daha fazla olduğu anlaşılacaktır. Zira buyrulur ki: “Biz insana, ana ve babasına iyi davranmayı emrettik. Özellikle de anası nice sıkıntılara katlanarak onu karnında taşımış; emzirmesi de iki yıl sürmüştür. İşte bu sebeple, bana, ana ve babana şükret, diye tavsiye ettik.” ( Lokman: 14)
Görüldüğü gibi yukarıdaki ayette Cenabı Allah,hem kendisine hem de ana-babaya şükür etmeyi emretmektedir. Ana-babaya itaat o kadar önemlidir ki bütün teşekkürlerin yalnız Allah’a yapılması gerekli iken Allah(c.c) yapılacak teşekkürleri Anne-babayla paylaşıyor. Teşekkür etmenin de bazı adapları vardır. Teşekkür edilecek kimseye karşı mütevazi olunması gereklidir. Ona duyulan sevgi belirtilir. Yaptığı iyilik anılır ve bundan dolayı kendisine teşekkür edilir.Anne-babaya teşekkür ederken de bu esaslara uyulmalıdır: Kendilerine tevazu gösterilmeli, bir zamanlar kendisi için ne zahmetlere katlandıklarını fırsat buldukça dile getirilmeli, kendilerine duyulan minnet ifade edilmeli ve onların hoşuna gitmeyeceği işler yapılmamalıdır.
Yine bir adam Resulullah (s.a.v)’e gelerek: Kendisine en iyi davranmam gereken kimdir? Diye sordu: Resulullah (s.a.v): “Anan!” buyurdu. Adam: Ondan sonra kimdir? Diye sordu. “Anan!” buyurdu. Adam tekrar: Ondan sonra kim gelir? Diye sordu.“Anan!” dedi. Adam tekrar: Sonra kim gelir? Diye sordu. Resul-i Ekrem (s.a.v): “Baban!” cevabını verdi.” (Buhari)
Peygamber Efendimiz kendisine en iyi davranılması gereken kimsenin ana olduğunu söylemekte, hatta onun bu iyi muameleyi, babaya nispetle üç misli daha fazla hak ettiğini belirtmektedir. Çünkü anne, babaya kıyasla çocuğu karnında taşıma, doğurma ve emzirme gibi üç farklı ve pek sıkıntılı işi üstlenmiş durumdadır. Ayrıca çocuğu yetiştirip terbiye etme konusunda babadan hiç de geri kalmamaktadır. İşte bu ve benzeri sebepler nedeniyle, evlâdın saygısına, iyilik ve ikramına annenin daha fazla layık olduğunu göstermektedir.
Aşağıdaki hadiste de Peygamber (sav) bilhassa yaşlılık döneminde anne- babasına yetişip de Cennet’i kazanamayanlara bedduada bulunup buyurur ki. ‘’Anne ve babasına veya onlardan sadece birine yaşlılık günlerinde yetişip de cennete giremeyen kimse perişan olsun, perişan olsun!’’ (Müslim)
İbni Ömer (r.a) rivayet edip der ki: “Çok sevdiğim bir kadınla evliydim. Babam Hz. Ömer o kadını beğenmiyordu. Bu sebeple bana: Onu boşa! Dedi. Ben de boşamak istemedim. Bunun üzerine Ömer ( r.a) Peygamber (s.a.v) e gelerek durumu anlatmış. Peygamber (s.a.v) de: “O kadını boşa!” diye emretti.” ( Ebû Dâvûd, Edeb. Tirmizî, İbni Mâce, Talâk )
Yukarıdaki hadiste ifade edildiği gibi gerektiğinde ana-baba hakkı için ve onları gücendirmemek için, insanın çok sevdiği eşinden de feragat edip boşaması gerekmektedir. Acaba asrımızdaki Müslümanların yüzde kaçı bunu uygulamaktadır. Nice kimselerin eşinin hatırı için ana-babasını sokaklara, huzur evlerine ve yalnızlığa terk ettikleri gerçek değil midir? Kim bunu inkâr edebilir? Biz burada eşini terk etsin demek istemiyoruz. Ancak ikisi arasında birisini tercih etmek zorunda kalınırsa, annenin tercih edilmesi gerekir. Çünkü ikinci eş bulmak mümkündür. Ancak ikinci bir anne bulmak mümkün değildir. Şayet nafakaya ihtiyaçları varsa, anne ve babanın nafakası erkek çocuklarına aittir. Ayrıca baba vefat edince, annenin mirasta 1/6 oranında payı vardır. Acaba bilhassa Kürt coğrafyasında buna riayet edenlerin oranı kaçtır? Allah’a emanet olun!
Bu makale 8484 kez okundu Yükleniyor...
Yorumlar yüklenirken lütfen bekleyiniz...
YAZARIN DİĞER KÖŞE YAZILARI |
|