Ahlat Ağacı’nı Batman’da gösterime ilk girdiği gün izledim. Cannes’da 15 dakika ayakta alkışlandığını duyduğumdan beri filmi merakla bekleyip durdum. Buna değdi. Güçlü bir filmde olması gereken çoğu şeyi Ahlat Ağacı’nda bulmak mümkün. Senaryosuyla, kurgusuyla, kamera açılarıyla, görüntüsüyle, tiplemeleriyle bir bütün oluşturmuş ve en mühimi de zamanın ruhunu yakalamış Nuri Bilge.

-Taşralılık hususu pek akıllıca işlenerek, ‘’Su Katılmamış Taşralı’’ mektubu çerçevesinde, taşralılığın sadece yerle ilgisi olmadığı da vurgulanmış. (Su katılmamış taşralı mektubu sahnesi filmde en sevdiğim sahne oldu. Metnin kuvvetliliğinden doğan bir tartışma ortamı hem seyir hem de yazın keyfi oluşturmuş)

-Nuri Bilge, göstermek istediğinden çok göstermeyerek anlatım tarzından bir nebze de olsa uzaklaşıp göstermek istediğini yorumsal bir vaziyete büründürmüş. (Kuyu metaforu kuvvet oluşturmuş. İsteyen istediği yorumu getirip içinde devinebiliyor kuyunun. Tıpkı EdgarAllen Poe’nun Kuyu ve Sarkaç öyküsü gibi)

- Nuri Bilge ve ekibi dil konusunun da üstesinden gelmiş. Diyaloglarda birçok cümlenin içinde küfür var, tıpkı günümüzde olduğu gibi. Tüm karakterler yöre ağzıyla konuşuyor ve üstesinden gelebilmişler fakat anne rolündeki Bennu Yıldırımlar’ın İstanbul Türkçesiyle konuşması filmde eğreti duran durumlardandı.

- Oyunculuklar genel itibariyle gözü doyursa da şahsım bir türlü Doğu Demirkol’a pek uyum sağlayamadı. Kötü bir performans gösterdiğini söylemiyorum elbette, ama film boyu düşündüm; acaba başka bir oyuncu olsa nasıl olurdu?

-Ahmet Rıfat Sungar kısacık sahnesine rağmen çok temiz bir oyunculuk sergilemiş.

- Hayallerini gerçekleştiremeyeceğinin farkında olan Sinan, bunalımı ve çaresizliğiyle günümüz gençlerinin aynası. Hatice tiplemesi de evliliğe dair birçok şeyi anlatıyor.

- Dini konuşmaların olduğu sahneyi bağlam bakımından oturtamadım. Proust, ‘’eğer bir kelimeyi cümleden atabiliyorsanız onu kullanmanıza gerek yoktur’’ minvalinde bir cümleye sahiptir. Bunu filmler açısından da yorumlayabiliriz. Eğer bir sahneyi filmden çıkardığımızda genel işleyiş değişmiyorsa o sahnenin pek önemi yoktur, belki tek başına bir şeyi ifade edebilir ama bütündeki yeridir önemli olan.

- Sinan’ın askere gitmesi gelmesi bir çırpıda olduğu için duygu bütünlüğünün sağlanamadığının kanısındayım. Bilinçli bir tercih gibi görünse de hızlı bir sahne olmuş.

Filme dair birçok eleştiri yazısı okuduğumda Sinan karakterinin köye dönüşünü, genel bir dönüş olarak yorumlayanlar olmuş, buna katılmıyorum ve filmin birçok noktasını kaçırmışlar diyebilirim çünkü Sinan çaresizlikten dönmüştür köyüne.

Nuri Bilge Ceylan’ın doğaya bakışı ve insanı konumlayışı Koza’dan bu yana aynı ve hep daha da berraklaşıyor. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.