Herkesin kendisine dersler çıkaracağı öyle çok günlerimiz vardır ki bilemezsiniz. Bahse konu günlerden birisi de 12 Eylül’dür…

12 Eylül, bazılarımızın doğum günü olabileceği gibi, evlilik günü de olabilir. Kimimiz o gün askerlikten terhis olmuş, kimimiz ise 12 Eylül günü hiç unutamayacağı acı bir hadise yaşamış da olabilir…

Ancak benim vurguladığım 12 Eylül ise farklı. Bireysel olarak değil, toplumsal olarak etkilendiğimiz ve unutmamamız gereken bir 12 Eylül’den söz ediyorum…

12 Eylül 1980…

Sabah saatlerinde aile fertlerimizle birlikte tütün tarlasına gitmeye hazırlanmıştık ki, sokağa çıkma yasağının ilan edildiğini duyduk. O günleri hayal gibi hatırlıyorum...

Yıl 1980, günlerden 12 Eylül'dü...

Günümüzden 38 yıl önce 12 Eylül askeri darbesi gerçekleştirilmişti. Dönemin kuvvet komutanları silah zoruyla yönetime el koyarak, yıllarca ülkeyi keyfi şekilde yönetmişlerdi…

Değerli Okurlar, bugün dönemin devlet yönetimine el koymuş kuvvet komutanlarından hiçbirisi yaşamıyor. O ihtişamlı generaller cismen toprak olmuşlar. Darbeye karşı dik duramayan, sonraki yıllarda 28 Şubat darbecilerini kollayan dönemin Başbakanı(Süleyman Demirel) hayata çoktan veda etmiş. O darbe günlerinde hayata gözlerini açanlar, şairin, ‘Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder’ ifadesindeki hayat yolculuklarının yarısına ulaşmışlar. Günümüz gençliği darbecileri tanımıyor ve bilmiyor…

“Darbe yaptık nitekim” ifadesi pek çoğunuz için bir anlam ifade etmez. Oysa yaşıtlarım Evren’e ait bu sözleri unutmazlar. Dönemin güçlü generali, Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren, darbe ile iş başına geldikten bir anayasa çıkarmıştı. Kenan Evren yaşamıyor ama hala darbe zihniyetinin ürünü anayasa ile idare ediliyoruz…

Dönemin üst düzey askeri yetkilileri ortak karar almış ve yönetime el koymuşlardı. Ülkeyi idare eden meşru hükümet rafa kaldırılmıştı.

O gün dünyaya gözlerini açanlar, bugün evlenip, çoluk çocuk sahibi olmuşlar. Askeri darbeyi gerçekleştiren ve konsey oluşturarak ülkeyi idare edenleri ise, bugünkü nesil tanımıyor bile...

Kenan Evren, Nurettin Ersin, Tahsin Şahinkaya, Nejat Tümer ve Sedat Celasun…

12 Eylül konseyini oluşturan isimler. Ülke idaresine el koyanların hiçbirisi yaşamıyor…

Özgür Ansiklopedi bilgilerine göre 12 Eylül Darbesinin sonuçlarına bakalım: “1980 İhtilali, Türkiye'de, Türk Silahlı Kuvvetlerin 12 Eylül 1980 günü emir komuta zinciri içinde gerçekleştirdiği askeri müdahale. 27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 Muhtırasının ardından Türkiye Cumhuriyeti tarihinde silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü açık müdahalesi. Bu müdahale ile 6. Demirel hükümeti ve Türkiye Büyük Millet Meclisi feshedildi, sendika ve derneklerin faaliyetleri durduruldu ve genel sıkıyönetim ilan edildi. 1970 sonrasında değiştirilen 1961 Anayasası tamamen rafa kaldırıldı ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı bir askeri dönem başladı. Bu dönem yaklaşık dokuz yıl sürdü.12 Eylül 1980 ardından partiler lağvedildi, parti liderleri önce askeri üslerde gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı. Bu durum, siyasi partilerin sürekliliği konusunda tarihsel sorunlar yaşayan Türkiye'de siyasi temsilin demokratikleşmesi önünde yeni bir engel oluşturdu, siyasi gelenekler geçici de olsa alt-üst edildi.”

HAFIZAİ BEŞER NİSYAN İLE MALÜLDÜR!..

Evet, toplumsal belleğimiz zayıf olabilir. Ancak yazılı kayıtlara geçen 12 Eylül bilançosu gerçeği de söz konusu. Toplumsal hafızamızı tazeleme açısından dikkatinizi çekmeye çalıştığım 12 Eylül’ün acı bilançosuna birlikte bakalım:

“Gözaltına alınan kişi: 650 bin.

Açılan dava sayısı: 210 bin.

Yargılanan kişi: 230 bin.

Hakkında idam istemiyle dava açılan kişi: 7 bin.

Verilen idam cezası: 517.

Yargıtay'da onanan idam cezası: 259.

İnfaz edilen idam cezası: 49

TCK 141, 142 ve 163'ten yargılanan kişi: 71 bin.

Örgüt üyeliğinden yargılanan kişi: 98 bin.

Pasaport alamayan kişi: 388 bin.

Vatandaşlıktan çıkarılan: 14 bin.

İşkence sonucu ölüm (belgelenen): 171.

'Sakıncalı'' gerekçesiyle işten atılan: 30 bin.

1402 ile işten atılan öğretmen: 3854.

1402 ile görevden alınan öğretim üyesi: 120.

Cezaevine konan gazeteci: 31.

Öldürülen gazeteci: 3.”

Yukarıda yazdıklarım yazılı kayıtlara geçenler. 12 Eylül’ün neden olduğu sorunlar keşke bunlarla sınırlı olsaydı. 12 Eylül’ün yıkımı ne yazık ki bununla sınırlı olmamıştır. Bugün çatışmalı süreçten yakınıyorsak, bunun en büyük nedeni 12 Eylül’dür. Çünkü 12 Eylül’den sonra gerçekleştirilen baskı politikaları etkiye karşı tepkilere neden olmuştur. Diyarbakır zindanında yaşanan insan hak ihlalleri ve diğer baskılar bir trilyon doların heba edildiği çatışmalı süreci doğurmuştur…

12 Eylül'den önce ülkeyi idare eden sivil politikacılar yine eski makam ve mevkilerine geldiler. Askeri darbe ile, sorunların nedeni olarak gösterilerek görevlerinden uzaklaştırılan dönemin politikacıları hiçbir zaman geçmişi sorgulamadılar...

Başbakan iken görevinden alınan, Hamzakoy ve Zincirbozan'da hapse atılan Süleyman Demirel, daha sonra Cumhurbaşkanı bile oldu ve o makamdan emekliye ayrıldı...

Sanki bu ülkede birileri meclisin kapısına kilit vurmamış gibi hareket ederek, ülkeyi yönettiler. 12 Eylül'den sonraki askeri bildirilerde açıkça hedef alınan Necmetin Erbakan, bildiğiniz gibi daha sonra Başbakan oldu. ‘Birileri bizi niye Mecliste derdest etti, neden hapishanelere tıkıldık’ düşüncesine kapılmayan politikacılar gerçeğini bu Millet gördü.

Eminim bugün yine 12 Eylül darbesi aydınların gündeminde olacaktır. Bazı yazar ve çizerler bu konuda açıklamalar yapacak, gazete ve televizyonlar 12 Eylül'ü topluma hatırlatacaktır. Madem darbe yapanlar ile darbeye maruz kalanlar sonradan birbirleriyle iyi ilişkiler kurabiliyorsa, kim suçlu sorusunun cevabı ne olacaktır?

12 Eylül ürünü anayasa yerine, yeni bir anayasa ile ülkemizin adaletle yönetilmesini beklerken, 15 Temmuz 2016 yılında bir askeri darbe kalkışmasıyla daha karşılaşmıştık. Darbeciler bu kez halkın direnişiyle karşılaşacaktı. Ağır bedellere rağmen halk darbeyi savuşturdu.

Yaşanan bütün darbelerden ve hukuksuz uygulamalardan toplum olarak dersler çıkarmamız dileğimle…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.