banner34

“BU SAVAŞ KİRLİ BİR SAVAŞTIR”

“BU SAVAŞ KİRLİ BİR SAVAŞTIR”

BAYKUŞ

baykusyaziyor@yahoo.com
10 Haziran 2012, 15:42
Bu makale 780 kez okundu
“BU SAVAŞ KİRLİ BİR SAVAŞTIR”

“MİT ve PKK GÖRÜŞMELERİ DEVAM ETMELİ”
Uzun ve geniş bir gündem... Kimi zaman iyimser, kimi zaman spesifik gerginlikler bölgemizde olduğu gibi ülke siyasetinde de etkili olabiliyor. Yaşanan Uludere olayı, sonrasında Uludere ayrıntıları ve Hakan Fidan’la başarıya giden MİT- PKK görüşmelerinden Kürt sorununa yeni bir pencere sunumu… MİT’in yeniden yapılanmasının gündeme gelmesi, siyasetteki sert üsluplardan PKK’nın silah bırakmasına uzanan cevaplar... Herkesin tanıdığı bir isim olan Mazlum Der Batman Şube Başkanı Av. Murat Çiçek’le Baykuş’un röportajında.Baykuş’la röportaj okumak bir ayrıcalıktır… “İNSAN HAKLARI”Türkiye 12 Eylül referandumuyla yeni bir anayasa hazırlığının da mesajını verdi. Önümüzde yeni bir anayasa süreci var. Çoğu kuruluş ve sivil toplum kuruluşları yeni anayasa üzerine fikirler sunuyor. Dernek olarak sizlerin de bir anayasa taslağı var. Türkiye’de uzlaşılacak anayasa nasıl olmalı?Dernek olarak Meclis Başkanlığı başta olmak üzere çeşitli siyasal partilerin bizlerden görüş önermemiz noktasında talepleri oldu. Dernek içinde daha önceki çalışmalarımızdan da hareketle rapor şeklinde meclis başkanlığına ve talepte bulunan siyasal partilere anayasa ile ilgili görüşlerimizi aktardık. Mazlumder olarak biliyorsunuz çalışma alanımız insan haklarıdır. Bu sebeple yeni anayasa ile ilgili hak ve özgürlükler kısmı ile ilgili öneriler sunduk. Diğer alanlarda da ilgili kurumların görüş sunmasının daha doğru olacağını düşünüyoruz. Örneğin üniversitelerin yapısı ve yükseköğrenim ile ilgili konularda da üniversitelerden gelecek olan görüşlerin dikkate alınması ve bu doğrultuda çalışmalar yapılması gerekir ki bir uzlaşma anayasasına doğru toplum olarak yol alalım.“GENİŞ BİR KONU”Anayasa nasıl olmalı sorusu, üzerinde tezler yazılacak, ciltlerce kitap çıkarılacak kadar geniş bir konudur. Türkiye üzerinden hareket ederek sorunuzu cevaplayacaksak, Türkiye bugün için resmi bir ideolojiyi bünyesinde barındıran baskıcı ve otoriter bir anayasa ile idare edilmektedir diyebiliriz. Mevcut anayasa bu haliyle kendi ideolojisini kutsamayan ya da benimsemeyen her bir bireyi karşısına almakta ve devletle çatıştırmaktadır. Eğer Türkiye’de bugün için bir uzlaşma anayasası yapılacaksa bu anayasanın resmi ideolojiyi terk edip yıllarca devlet vatandaş çatışması yaşatan tüm hastalıklarını söküp atması gerekmektedir. Ayrıca yeni bir uzlaşma anayasası yapılacaksa yıllarca devlet tarafından bir kenara itilmiş ve ötekileştirilmiş halk çoğunluğunun sesine kulak kabartarak anayasa çalışması yapılmalıdır. Bir başka deyişle toplumun bütün kesimlerinin örgütlü yapılarının yeni anayasanın yapımında işbirliği ve aktif katılımı sağlanmalıdır.“DEMOKRASİ TAM İŞLEMİYOR”Ülke genelinde demokrasi kavramı lastik gibi her yere uzatılıp yorumlanabiliyor. Genel olarak bakıldığında bölgemizde demokrasi bir başka, batı bölgelerinde daha farklı bir demokrasi terminolojisi sunuluyor; ama bu anlamda demokrasiyi terminolojik olarak irdelediğimizde iki tarafında pek demokratik durmadığını söyleyebiliriz. Sizce kentimiz ve diğer kentlerde yaşanan demokrasi tanımlaması ne kadar “demokrasi”?Bugün için Türkiye’nin doğusunda da batısında da çağdaş ve olması gerek anlamda bir demokratik sistem ve işleyişin tam olarak var olmadığına inanıyorum. Demokrasi kavramsal olarak ucu açık bir kavramdır. Yine de çağdaş uygulamalardan hareketle demokrasinin olmazsa olmaz uygulamaları vardır. Gelişmiş demokrasilerde aşırı merkeziyetçi yönetimler mevzu bahis değildir. İnsan hakları değer olarak her türlü değerin üstündedir. Yerel yönetimler güçlüdür. Halk iradesi yönetime bariz bir şekilde yansır. Erkler ayrılığı vardır. Yargı bağımsız ve tarafsızdır. Siyasal partilerin yapısı demokratiktir. Seçimler adalet ve eşitlik temelinde yapılır.Bizde ise demokrasi adına saydığımız bu unsurların hiçbirisi yoktur. Aşırı merkeziyetçi bir yapımız var ve yerel yönetimlerde kısmen belediye dışında halk iradesinin hiçbir yansımasını göremezsiniz. Yerel yöneticilerinizi belirleme ve denetleme hakkınız yoktur. Türkiye’de insan hakları kavramı çağdaş anlamıyla özümsenmemiştir. Erkler ayrılığı sağlam bir alt yapıya sahip değildir. Parlamenter çoğunluk bütün kurumlara hükmedebilmektedir. Yargı tarafsız ve bağımsız değildir. Yargı öncelik olarak vatandaşa adalet dağıtmayı değil, devleti koruyup kollamayı iş tutmuştur. Siyasal Partiler Kanunu antidemokratiktir. Seçim Kanunumuz adalet ve eşitlik kavramından çok uzaktır.“KÜRTLER EKSTRA YÜK ÇEKİYOR”Hal böyle iken demokrasi açısından Türkiye’nin bütün vatandaşlarının çektiği çilenin aynı olduğunu düşünüyorum. Tek istisna Kürt Sorunu tabii. Kürt sorunu açısından Kürtler ekstradan yük ve çile çekiyorlar.Hem avukat hem de Mazlumder Batman Şube Başkanısınız. Uzun yıllardır demokratik talepler sunduğunuzu paylaşıyorsunuz. Çoğu toplumsal olayda ve konuda raporlar hazırladınız. Sizler bu kadar aktif olarak kamusal görev yaptığınızı güdümlüyorsunuz, bu ülkede demokrasi sunmak siz STK’lara mı düştü?Bizler demokrasi sunmuyoruz. Ayrıca demokrasi sunulan bir kavram değil yaşanan, yaşanılması arzu edilen bir sistemdir. Bizler bu ülke için eksiksiz bir demokrasi ve insan hakları anlayışı istiyoruz.Siz şunu mu demek istiyorsunuz “Biz olmasak demokrasi gelişmez”?Bugün artık çağdaş demokrasilerde Sivil Toplum Kuruluşları tıpkı siyasal partiler gibi demokrasinin olmazsa olmaz unsurlarındandır. Çünkü ezilen ve hakkı gasp edilen bütün kesimlerinin bireysel olarak ses vermesi hak temini açısından yeterli olmuyor. Bu sebeple örgütlülük ve örgütlü mücadele hak arayışında büyük bir önem taşıyor. Sivil Toplum Kuruluşlarını önemli kılan şey de budur. Ayrıca örgütlü olduğunuz zaman yaptığınız muhalefet veya siyasal iktidara hatalarında vereceğiniz yön, sunacağınız katkı daha etkili oluyor.“DERLİ TOPLU YER”Demokrasiyi STK’ların dillendirmesi bir anlamda yenidünyada ve ülkemizde moda haline geldiğini yorumlayanlar oluyor. Kuşkusuz bu söylemlere karşı çıkıyorsunuzdur. STK’cılık bir moda mıdır yoksa ihtiyaç mı?Moda yorumu yanlış bir yorumdur. Demokratik bir düzenin bizatihi unsurlarından birisi olan sivil toplum kavramı demokratik taleplerin en derli toplu dile getirildiği yerlerdir. Demokrasiye ciddi katkıları olan bir alandır sivil toplum alanı. Hem halkın hem siyaset kurumunun hem de devletin en büyük besin kaynaklarından birisidir diyebiliriz sivil toplum kuruluşları için.“ İHTİYAÇ”Kuşkusuz ki Sivil Toplum Kuruluşları demokratik düzenlerin en büyük ihtiyaçlarındandır. Toplumdaki çok sesliliğin idari pratiğe yansımasının kolaylaştırıcısıdır. Bakın İsveç örneği çağdaş demokrasilerde verilen en bariz örnektir. İsveç’in nüfusu 9 milyondur ancak İsveçlilere sorduğunuzda nüfusumuz 27 milyondur derler. Çünkü her birimiz en az üç ayrı sivil toplum kuruluşunda görev yaparak ülkemiz demokrasisine büyük katkılar sunuyoruz derler.“STK’LARIN YAPISI ZAYIF”Tabi ülke olarak sistem krizlerinin yaşandığı bir yapıda sivil toplumumuz eksiksiz midir? Tabii ki hayır. Bugün için Sivil Toplum Kuruluşlarımızın yapısı hayli zayıftır diyebiliriz. Ekonomik olarak çok zayıf bir yapıdalar. Ekonomisi iyi olan örgütler ise zamanla rant kapısına dönüşüyor. Grup veya güçlü bireylerin güdümüne giriyorlar. Kimi STK’lar ise aşırı politize olabiliyor. Bunun gibi birçok hastalık sayabiliriz. Amerika’da hukuk sistemi, sivil toplum ve federal sistemle ilgili araştırma ve gözlem yapma imkânı buldum. En azından şunu ifade edeyim. Sivil Toplum Kuruluşlarımızın yapısı ve etkisi oradakilere oranla çok zayıf kalıyor. Aradaki bariz farkları rahatlıkla gözlemleyebiliyorsunuz.“HEYECANLANDIK”Genel olarak Kürt sorunu bölgemizde olduğu gibi ülkemizde en büyük sorun olarak yorum bulur. Sizlerde kimi zaman Kürt sorununa farklı bakış açılarıyla projeler öne sürdünüz. Demokratik açılım ama öncesinde Kürt açılımı olarak yorum bulan devrim niteliğindeki bir reformla Başbakan Erdoğan’ın katkı sunduğu bir açılım yaşandı. Ki halen sürdüğü biliniyor. Sizce Kürt sorununda hangi taraf eksik kalıyor?Demokratik açılım ilanı hepimizi heyecanlandıran bir süreçti. Ancak birçok açıdan sekteye uğradı ve askıya alındı. Süreç ilk günkü heyecanını maalesef kaybetti ve yerini kaygıya bıraktı. Hepimizin temennisi sürecin tekrar start alarak tavizsiz bir şekilde yürütülmesidir. Bunun için olmazsa olmaz şartlardan birisi silahların susması ve ellerin tetikten çekilmesidir. Silahlar konuştukça ayrışma daha da büyüyor ve sorunun çözümü güçleşiyor.“KÜRT SORUNUNDA TARAFLAR EKSİK”Kürt Sorunu açısından ise bir taraf değil birçok taraf eksik kalmış durumda. Ancak en kaba haliyle özetleyecek olursak Kürtler bu ülkede eşit ve özgür yurttaş olmanın hazzını yaşamak istiyor. Bu ülkede Kürtler hiçbir zaman eşit olamadılar ezildiler ve asimile edilmek istendiler. Bunu bizzat sayın başbakan ifade etti. Yani Cumhuriyet döneminde inkar ve asimilasyon yapıldığını mesela Batman mitinginde bile kabul etti. Yine Sayın Bülent Arınç bütçe kapanış konuşmasında ne dedi? “ Ben Kürdüm diyen bir insanın bu ülkede hepimiz kadar hayat hakkı, bilgi, eğitim, dil, kültür, kimlik hakkı ne varsa vereceğiz” dedi. Değil mi? Şimdi bu konuşmanın mefhumu muhalifinden hareketle rahatlıkla diyebiliriz ki bu hakların tamamı verilip Kürtler gerçek anlamda tanınmadan da bu sorun çözülmeyecektir.“KAİDE YOK”Herkesin bildiği üzücü bir Uludere olayı yaşandı. Hiçbir devlet kendi insanını bilerek ya da bilmeyerek öldürmek istemez. Bir hata olduğu açık fakat Kürt sorununda başarılı bir performans sergileyen iktidar partisi üstün körü eleştirildi. Sizce iktidarın eleştirilmesi doğru bir durum muydu?Böyle bir kaide yok. Örneğin bizim devletimiz yani o dönem ki sistem İskilipli Atıf Hoca’yı da, Şeyh Sait’i de, Seyit Rıza’yı da bilerek öldürmüştür. Otuz üç kurşun vakasında o dönem ki derin yapılanma bilerek ve isteyerek vatandaşlarını kurşuna dizdirmiş olduğunu siyasilerden ve araştırma komisyonlarının raporlarına dayanarak söylemek mümkün. Devlet kavramı günahtan münezzeh bir kavram değildir. Uludere olayında sonuçta o bombalar orada insan varlığının bilindiği halde atılmış olduğunu haberlere yansıyan şekilde ve sonrasında yapılan araştırmalarla ortaya konulmuş. Kamuoyunun tartıştığı şey devletin o insanların sivil olduğunu bilip bilmediği konusundadır. Ben o konuda tartışmak bile istemiyorum. Çünkü ben bu savaşın varlığına karşıyım. Asker veya PKK’li hiçbir anne baba evladının ölmesini istemiyorum. Ölmek ve öldürmek üzerine kurulu böylesi bir savaş kanımızı donduran bu tür sonuçları her zaman doğurma potansiyeline sahiptir. Tıpkı Siirt’te genç kızlarımızın yok yere yaşamını yitirmesi gibi. Dolayısıyla bu kirli savaşı meşrulaştıracak olan bilerek mi bilmeyerek mi tartışmasına girmek istemiyorum.“MİT ÜZERİNDE BİR TAKIM OYUNLAR VAR”Uludere olayında istihbarat yanlışlığı ortaya atıldı, MİT’in üzerinde bir bulut oluşturulmak istendi. MİT ve PKK’nın görüşmeleri olarak ortaya atılan diyalogları da değerlendirdiğinizde Uludere ve MİT, PKK görüşmelerini de içine alarak nasıl bir yorumlamayla bir durum değerlendirmesi yapabilirsiniz?Türkiye’nin toplumsal gündemini tümüyle takip etmeye çalışıyorum. Bu konuyu da dikkatle takip etmeye çalıştım. Evet, Uludere faciasından sonra MİT üzerinde birtakım oyunlar oynanmak istedi.  MİT dışarıdan gözlemleyebildiğimiz kadarıyla değişip dönüşen ve yeni misyonlar üstlenen bir kurum olma yolunda ilerliyor. Bu gelişimin iki sebebi var. Birincisi Türkiye’de Ergenekon dâhil derin tüm yapılarla etkili bir mücadele yapılıyor. Bu anlamıyla bu derin yapılanmaların daha önce sızdığı kurumlardan biri olan MİT yeni yönetim anlayışıyla bu unsurlardan temizlenmeye çalışıyor. İkinci unsur ise Türkiye’nin yeni dış politika konsepti ile ilgilidir. Türkiye eski tip kapalı devre ve güdümlü dış politikasını terk etti. Kendi bölgesinde ve dünyada söz sahibi bir ülke olmak için ciddi bir atılım içerisinde. Yeni dış politika konseptine ayak uydurması gereken en önemli kurumlardan birisi de MİT’tir. İşte bu iki önemli unsur bazı odakların MİT’in yeni yönetimini hedef almasına yol açıyor. Daha açık bir ifadeyle içeride Ergenekon dışarıda ise birileri MİT ile ciddi bir şekilde uğraşmaya ve yeni yapılanmayı yıpratmaya çalışıyor.“MİT ve PKK GÖRÜŞMELERİ DEVAM ETMELİ”PKK’nın MİT’le görüşmeleri iddia edildiği gibi değerlendirildiğinde, sizce bu ülkede Kürt sorununun çözümü konusunda MİT’in konumuna nasıl bir bakış açısı geliştirebilirsiniz?Ben Kürt Sorununun güvenlik konsepti ile çözümünün mümkün olmadığını düşünüyorum. Sorun çözülecekse siyaset ve diyalogla çözülecektir. Eninde sonun da bu şekilde çözülecektir. Dolayısıyla daha fazla insan kanı dökülmeden, daha fazla insan tutuklanıp cezaevine atılmadan kamuoyuna yansıyan PKK-MİT görüşmelerini olumlu buluyor ve devam etmesi gerektiğini düşünüyorum. Devlet bu işi diyalogla çözecekse elbette bazı kurumları aracılığıyla yapacaktır. MİT bu noktada tercih sebebi olabilir ve doğaldır.“MİT DESTEK ALMALI”MİT’in Kürt sorununda açılıma destek olabilecek adımları atabileceğine inanıyor musunuz?Bu konuda tek başına belirleyici olma özelliği yoktur. Bunun için arkasına ciddi bir devlet ve hükümet desteğini alması gerekiyor. Örneğin Oslo görüşmelerinde hükümet ve devlet desteği vardı ve bu görüşmeler yapıldı. Ne zaman ki devlet güvenlik konseptine geri döndü görüşmeler kesildi.“PKK SİLAH BIRAKMALI”PKK’nın silah bırakması gerektiği kimi siyasiler ve stratejistler tarafından öne sürülür. PKK silah bırakmalı mı?Olması gereken açısından elbette bırakmalıdır. Bugün için hiçbir kutsanmış amaç insan hayatından daha değerli olamaz. Küreselleşmenin başını alıp gittiği, iletişimin korkunç bir şekilde geliştiği günümüz dünyasında hak arama yöntemleri ve siyaset tarzı değişti. Silah hak aramanın yöntemi olarak çoktan eskidi. Bugün Türkiye’nin herhangi bir mahallesinde herhangi bir polis vatandaşa tokat attığında örneğin twitter sayesinde bile bunu bütün ülkeye duyurup kamuoyu oluşturabiliyorsunuz. Dolayısıyla siyasal alanın bu kadar genişlediği bir ortamda bana göre silah anlamsızdır ve olmamalıdır.Ancak mevcut gidişatı ve realiteyi sorarsanız PKK’nin bu koşullarda silah bırakacağını tahmin etmiyorum. Sayın Bülent Arınç’ın da vurguladığı gibi “Kürtlerin hayat hakkı, bilgi, eğitim, dil, kültür, kimlik hakkı” gibi iyileşmeler olduğunda değişimler yaşanacağı kanaatindeyim.“SAVAŞ BİTMELİ”Son olarak neler söylemek istersiniz?Bu savaş uzadıkça ayrışıyor ve kirleniyoruz. Bu savaş bir an önce bitmeli ve bir daha geri dönmemek üzere bu topraklardan göçmelidir. Not: Bu röportaj- yazı, yapılan kişi’nin verdiği hiçbir kurumu rencide edici, küçük düşürücü, zan altında bırakacak, kimseye suç ya da suçlanmayı özendirecek ifadeler içermemekte olup sadece genel bir değerlendirmedir. Verilen cevaplar gündemin değerlendirilmesi olup var olan ve önümüzdeki sürecin de bir analizi niteliği taşıyor. Bu nedenle hiçbir yasal sorumluluk içermez.
Not: Bu yazi daha once 17 Ocak 2012 tarihinde yayimlanmistir.

Yorum Gönder


@name x